MAKALE

“Yaşlılar için hayat giderek zorlaşıyor mu?” diye sormuş, dünyanın durumunu, zengin Kuzey-yoksul Güney farkını belirtmeden “evet” ya da “hayır” cevabı vermek mümkün değil demiştik. Sonra da zengin Kuzey ülkelerinde yaşlıların durumlarının önceki zamanlarla kıyaslandığında pek de fena görünmediğinden, eleştiri oklarını aile içindeki ve kuşaklar arasındaki etkileşimlerin ve insan ilişkilerinin niteliğine doğru çevirmek gerektiğinden bahsetmiştik. Devam edelim zira Batılı (ya da zengin Kuzey) toplumlarının yaşlılarının durumu hakkında söyleyeceklerimiz bitmedi.

Dikkatle bakıldığında Batılı toplumlardaki yaşlıların yaşam stillerinde belirgin değişiklik olduğu görülüyor. Artık bu toplumların yaşlıları, kendi çocuklarına bağımlı ve yük olarak yaşamaktansa, kendi başlarının çaresine bakmayı ve bağımsızlığı yeğliyorlar. ABD’nde 65 yaşını aştığı halde çocuklarının yanında kalan yaşlıların sayısı %15’lerin altına inmiş ve zaten onların da büyük kısmı kendilerine bakamayacak kadar hasta ve yoksul olanlar. Sanılanın aksine araştırmalar bağımsızlığı seçmenin, yaşlıların kendi tercihleri olduğunu gösteriyor. Onlar asla bir kenara atıldıklarını düşünmedikleri gibi yalnızlığı seçmelerine karşın yakınlarıyla, özellikle torunlarıyla ilişkilerini olabildiğince sürdürmeye çalıştıklarını belirtiyorlar. Zengin Kuzey’in yaşlıları artık nesnel, geleneksel akraba ilişkilerine değil de öznel, duygusal ilişkilere önem verdiklerini söylemeye başlamışlar. Üstelik araştırmalar, yaşlıların ne kadar güvenebileceği dostları varsa sağlıklarının ve yaşam doyumlarının da o kadar yüksek olduğunu bildiriyor.

Günümüzde de geleneksel toplumda olduğu gibi kadınlar erkeklerden daha uzun ömürlüler. (Bu arada, özelikle batılı toplumlarda aradaki farkın giderek kapandığını belirtelim.) Kadınlar, daha uzun ömürlü olmalarından ayrı olarak bir de genellikle kendilerinden büyük erkeklerle evleniyorlar. Bu durum, kadın yaşlılarda daha yüksek dulluk oranlarına neden oluyor. Yaşlı erkeklerin yaşlı kadınlara oranla 5 kat daha fazla evlendikleri olgusunu tabloya eklendiğimizde, 65 yaşın üstünde (ABD için) bekâr kadınların erkeklere oranla 3 kat daha fazla olması gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bütün bunlar, yaşlılık sorununu belli ölçülerde “yaşlı-yalnız kadın” sorunu haline getiriyor. Tüm dünyada yalnız yaşayan ya da yalnız kaldığı için yakınlarına, kurumlarına sığınmak durumunda olan yaşlı kadınlar artıyor. Ama tam da bu noktada “yaşlı-yalnız kadın” sorununu hafifleten bir gerçeği de belirtmeliyiz: Araştırmalar, kadın yaşlıların arkadaşlarıyla erkeklerden daha derin ve anlamlı ilişkiler kurabildiklerini gösteriyor. Bu nedenle eşlerini yitirdiklerinde daha zor durumda kalan yaşlı erkekler, “asıl bize dikkat edin!” diye adeta feryat ediyorlar.

Ama kabul etmeliyiz ki, yaşlılıkla ilgili söylediğimiz alışık olmadığımız şeyler, akıllara başka sorular da getirmiyor değil. Örneğin “Dünyada yaşlanmayı geciktirmek, önlemek üzere kurulmuş çok karlı bir sektör olan “anti-aging” geliyor hemen aklımıza. Bu sektörün kurulması bile, yaşlılığın bir korku nesnesi olarak kurgulanmasıyla ilgili değil mi? diye sorabilirsiniz. Doğru ama insan ömrünün uzaması, toplumun yaşlanması ile narsisizm kültürünün bir madalyonun iki yüzü gibi olduğunu hatırımızdan çıkarmayalım. Ömrün uzaması, insanların, bedenlerine sanki hep genç tutulabilir bir şeymiş gibi bakmalarına, ölüm karşısındaki hayat stratejilerinin değişmesine neden oldu ve yaşadığımız zamanların en ilginç görünümlerinden birini ortaya çıkardı. Yarın medyadan “ölüme çare bulunduğu” şeklinde bir yalan ifşaat olsa bile insanların bir kısmı buna inanacak halde. Evet, yaşlılık istenmeyen, ölümü çağrıştıran kötü bir şey olarak görülüyor. İşte tam da bu yüzden gençliğiyle ve dinçliğiyle övünenler ya da parmakla gösterilenler daha ziyade yaşlılar arasından çıkıyor.

Yazının devamı için tıklayınız....

Erol GÖKA