MAKALE

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın himayelerinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Haliç Kongre Merkezi'nde "İş Sağlığı ve Güvenliğinde Koordinasyon ve İşbirliği" sloganıyla düzenlenen 9. Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi başladı.

Başbakan Yıldırım, kongrenin açılışında yaptığı konuşmada, kongrenin çalışma hayatı, iş emniyeti, iş sağlığı için hayırlara vesile olmasını diledi.

İş sağlığı ve güvenliğinin çok önemli olduğunu vurgulayan Yıldırım, iş hayatının tarihsel gelişimine bakıldığında, iş kazalarının yüzde 80-85 insan hatasından, insan unsurundan kaynaklandığının görüldüğünü ifade etti.

İnsan hatasını önleyecek bir makinenin hala bulunamadığını belirten Yıldırım, "O yüzden yatırımı insana yapmamız gerekiyor. Farkındalık için iş güvenliğinin önemini anlatmak için iş sağlığının önemini vurgulamak için insana yatırım gerekiyor." dedi.

İş sağılığı ve iş güvenliği konusundaki düzenlemelerin, gerek uluslararası gerek ulusal düzeyde hep trajik büyük iş kazalarından sonra olduğunu anlatan Yıldırım, denizcilikte Titanik kazasının bir milat olduğunu söyledi.

Titanik'ten sonra denizcilikteki, gemi inşaatındaki bütün ezberlerin bozulduğunu, denizde can ve mal emniyeti için kurallar geliştirildiğini aktaran Yıldırım, bunun 1948'de Denizde Can ve Mal Emniyeti Uluslararası Sözleşmesi'ne dönüştüğünü anlattı.

Yıldırım, benzer şekilde madencilikte, ağır sanayide de zaman zaman yaşanan büyük kazalardan sonra yeni kuralların geldiğini aktararak, "Yeni kuralların gelmesi iş kazalarını ortadan kaldırmamıştır. İş kazaları olmaya devam etmiştir." dedi.

Başbakan Binali Yıldırım, hayatının büyük bir bölümünü ağır sanayide, gemi inşa sektöründe geçirmiş biri olarak yaşayarak tecrübe ettiği iş kazası ve iş sağlığıyla ilgili önemli anılarının olduğunu dile getirerek, sözlerine şöyle devam etti:

"Biz tersanede gemi yaparken, çalışanlara baret giydirmek için alnımızın derisi çatlardı. 'Bana bir şey olmaz'. Kardeşim sana bir şey olmaz deme, canın bu kadar ucuz değil, çoluğun var, çocuğun var, geleceğin var. Eldiven takmaz, baret giymez, güvertede çalışır kemer takmaz. Sürekli peşlerinden koşacaksın. Her an başında duracaksın.

Mesela bir sac kaldıracak, ona bir tane mapa yapıyor. Aslında mapayı saca kesintisiz bir şekilde kaynatması lazım. Kaynatmıyor. Bir punto atıyor, sacı kaldırıyor. Soruyorum niye böyle yapıyorsun kardeşim? 'Abi merak etme bir punto bir tondur. Bu sacın ağırlığı da 300 kilogram. Rahat rahat kaldırır.' diyor. Daha yarı yol sac düşüyor. Ondan sonra olanları siz düşünün. Demek ki her şey insan. Onun için biz ne dedik 15 yıl önce? İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. İnsanın olmadığı yerde hiçbir gelişme olmaz. Her şey insanla başlıyor, insanla devam ediyor."

"ÖNEMLİ OLAN KOYDUĞUNUZ KURALLARIN UYGULANABİLİR OLMASI"

Bu kazalar olduktan sonra tepki olarak düzenlemelerin yapıldığını, ipin ucunun da kaçırıldığını ifade eden Yıldırım, "Halbuki bunu kazalar sonrası değil, uzun tecrübelerin birikimi olarak yapmakta fayda var. Tepki ile yapılan düzenlemeler bazen iş hayatının içinden çıkılmaz sorunlara da sebep oluyor. Hem iş emniyetini, iş sağlığı tedbirlerini alacağız hem de küresel rekabette geride kalmayacağız. Prensip budur. Bunu başarmak için daha fazla eğitim, daha fazla tedbir, daha fazla farkındalık. Buna ihtiyacımız var. Kuralları koymak, meseleyi çözmüyor. Önemli olan koyduğunuz kuralların uygulanabilir olması, uygulama kabiliyetinin olması ve uygulamanın dikkatle takip edilmesi." diye konuştu.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu'nun iş yeri sayısındaki, istihdam artışındaki oranları paylaştığını hatırlatan Yıldırım, "Gördük ki çalışan sayısı yüzde 177 artmasına rağmen, iş kazalarında 100 bin kişi başına yüzde 38'lik bir azalma sağlamışız. Ancak bunu yeterli görmemiz mümkün değil. Hedef sıfır ölümlü iş kazası. İdealdir, mükemmel bir hedeftir ama buna erişmek için daha çok eğitim, daha çok tedbir ve insan hatalarının daha aza indirilmesi için gereken tedbiri alacağız." dedi.

Başbakan Binali Yıldırım, 4 gün sürecek bu etkinliğin çeşitli ülke uygulamalarının masaya yatırılacağı, uzmanların görüşlerinin ortaya konacağı ve herkesin birbirinin bilgisinden, görgüsünden, tecrübesinden istifade edeceği uluslararası bir platform olduğunu söyledi.

Başbakan Yıldırım, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (İLO) tespitlerine göre iş kazaları ve meslek hastalıklarının ülkelerin gayri safi hasılasının yüzde 4’üne kadar bir ekonomik değeri oluşturduğunu söyledi.

Yüzde 4'ün önemli bir oran olduğunu vurgulayan Yıldırım, "Ama bir bakımdan da önemi yok. Çünkü insan hayatının bedeli olmaz. Kaybolan malı, serveti yerine getirebiliriz ama kaybettiğimiz canı yerine getiremeyiz. O bakımdan daha dikkatli olmamız lazım. Bütün bu tedbirlere rağmen Uluslararası Çalışma Örgütü’nün, Uluslararası Sağlık Örgütü’nün ve diğer örgütlerin aldığı kararlar, tedbirlere rağmen dünyada halen 2 milyon 300 bin kişi iş kazası yahut da meslek hastalığı sebebiyle hayatını kaybediyor. Bu hala çok yüksek bir sayıdır." diye konuştu.

Yıldırım, Türkiye olarak son 15 yılda yüzde 38'lik bir iyileştirme yapmış olmalarının, işin bittiği anlamına gelmediğini aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Daha fazla kat edeceğimiz yollar, bu anlamda çok ciddi iyileştirmeye ihtiyacımız var. İşte bunun için hükümetlerimiz döneminde iş sağlığı, iş güvenliği konusunda önemli düzenlemeler yaptık. 2012 yılında İş Sağlığı İş Güvenliği Kanunu’nun Avrupa Birliği müktesebatına uygun hale getirdik. Ulusal iş sağlığı, iş güvenliği politika belgemizi ve eylem planımızı bütün kurumlarımızla koordinasyon içerisinde yürütüyoruz. Ayrıca iş sağlığı ve güvenliği bilgi yönetim sistemi çalışmalarını hızlandırdık. Milli Eğitim ve YÖK’le koordinasyon içerisinde, gerek orta öğretimde gerek üniversitelerde iş sağlığı ve iş güvenliğini, müfredata dahil edilmesini gerçekleştirdik.

Yakın zamanda da iş kazalarının az olduğu hatta iş kazalarının hiç olmadığı iş yerlerine yönelik yeni bir teşvik sistemini de hayata geçireceğiz. Bunlar alınması gereken tedbirler ancak başta da söylediğim gibi ne kadar tedbir alırsanız alın eğer farkındalık oluşturamazsanız insanların kendi hayatını önemser hale gelmesini sağlayamazsanız bunların hiçbir faydası yok. Cahil cesur olur, üslubunca iş tutarsanız kazalara davetiye çıkarırsınız."

Emniyetin her şeyden önce geldiğini kaydeden Yıldırım, emniyetin mühendislikteki tanımının kabul edilebilir risk seviyesi veya risk kabul edilebilir emniyet kadar olduğunu anlattı.

Başbakan Binalı Yıldırım, bunun için tedbiri asla elden bırakmayacaklarını ifade ederek, "Hayatımızı cesaretimizle karşılaştırmayacağız. Hem iş yapacağız hem de tedbir alacağız. Bazen küçük tedbirler büyük felaketleri önlemesi için yeterli olabiliyor. Küçük tedbirsizlikler de büyük felaketlere sebep olabiliyor. Bir kıvılcım, bir ateş bir ormanı kül edebiliyor bir o kadar canlıyı da yok edebiliyor. Dolayısıyla önemli ve hayati bir konudan bahsediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

İş güvenliği ve işi sağlığı konularının biraz da ülkelerin kalkınma seviyesine bağlı olduğunu dile getiren Yıldırım, şöyle konuştu:

"Kalkınan ülkeler, iş sağlığı konularında çok daha fazla tedbirler alıyorlar. Ancak iş sağlığının da bir maliyeti var. İş güvenliğinin de bir maliyeti var. Bu maliyetin bazen rekabet nedeniyle göz ardı edildiğine şahit oluyoruz. O yüzden gerek ticari hayatımızda gerekse üretimde, sanayide tercihlerimizi yaparken iş sağlığı, iş güvenliği uluslararası çalışma kurallarına uygun olarak hareket edilip edilmediğinin mutlaka göz önünde bulundurulması lazım. Eğer bu olmazsa iş sağlığını tehlikeye atacak hareketleri teşvik etmiş oluruz. Bu da çok büyük bir sorumluluk, büyük bir vebal anlamına gelir. Ülkemiz son 16 yılda 3 buçuk kat büyüdü. Bu nasıl oldu? Daha fazla üretmekle oldu. Daha fazla akıl teri, alın teri, ekonomiye katmakla oldu. 10 milyon son 10 yılda istihdam sağladık."

Ancak bu yapılanları yeterli görmediklerini kaydeden Yıldırım, 24 Haziran seçimleriyle Türkiye'nin bir yönetim sistem değişikliğine gittiğini dile getirdi.

Yıldırım, bu yönetim sisteminin en önemli özelliğinin, iradenin ve millet onayının sandıkta belli olması olduğunu vurgulayarak, sözlerine şöyle devam etti:

"Parlamenter sistemde maalesef vesayet hevesleri zaman zaman ülkemizde demokrasinin kesintiye uğramasına sebep oluyor. Geçtiğimiz 60 yıl kesintilerle zayıf iktidarlarla kayıp yıllar olarak tarihe geçti. İstiyoruz ki bundan böyle Türkiye kalkınma ve büyüme yolunda artık zaman kaybetmesin ve hak ettiği cumhuriyetimizin 100’üncü yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkacak hedefleri yakalasın. Amacımız budur. Bunun için 81 milyon 60 milyona yakın seçmenimiz 24 Haziran’da sandığa gidecek ve Türkiye’nin gelecek 5 yılının meclisini oluşturacak ve hükümetinin onun başı Cumhurbaşkanını seçecektir. Böylece milli irade sandıkta tecelli edecek. Seçim bittiğinde her şey belli olacak.

Ülkeyi yönetecek yürütme ve yasama, milletin doğrudan tercihiyle, iradesiyle başlamış olacak. Yeni sistemin tanımı kısaca nedir diye düşünürsek sürekli istikrar, güçlü iktidar diye tanımlayabiliriz. İstikrarı sürekli hale getiren ve iktidarı yüzde 50’den fazla halkın desteğiyle güçlü hale getiren bir yönetim sistemi ile Türkiye, Türk milleti 24 Haziran’dan itibaren tanışmış olacak. Yapılacak seçimlerin ülkemizin aydınlık yarınları istikrarı için hayırlı uğurlu olmasını dilerken hayati öneme sahip bu etkinliğin çalışma hayatımıza ülkemize ve üreten dünyaya bütün dünyadaki ülkelerin refahına, kalkınmasına katkı sağlayan emekçilerin daha güvenli, daha sağlıklı çalışma şartlarını elde etmesine vesile olmasını diliyor ve tüm katılımcılara Cumhurbaşkanı adına, ülkemiz adına teşekkür ediyorum."

Kaynak:Çalışma Bakanlığı