MAKALE

Sosyal hayat, aile, evlilik gittikçe daha fazla çalkantılı süreçlere değip örselenmekte.

Düşman raylar üzerinde gitmekteyiz.

Etraftaki nefret kusan bakışları, dost iklimlerde karanfil renkli bayram bakışlara çeviremedik.

Aile kavramı en fazla yara aldığımız kurum.

Nasıl oluyor da birbirini seven insanlar ellerinde mutluluktan uçan düğün fotoğraflarına gülümsemiş gelinler damatlar üstelik dünya güzeli yavrularına karşın.

İki amansız düşman olup birbirlerini yok etmeye ant içmekteler.

Önceki gün haberlere konu olan, durakta rastladığı gencecik eşinin çığlıklarına aldırmadan tek el silahla başından vurup öldürüp sonra kendi canına kıyan genç adam.

Bu haberleri görünce sanki daha da fazlalaştı aile cinayetleri; kötü bir ilham alan düşman olmaya namzet insanların kafalarında kurdukları namus temizleme fiiliyatının yakıcı fitilinin ateşlenmesi hem karşısındakini hem kendisini yok etmenin bu denli ağır cürmünün açıklamasının olmamasına insan dehşetle şaşakalmakta.

Oysa biraz daha birbirlerini anlamaya çabalasalardı, eşim evi terk etti ama ben de çalışmadım ya da evet çalışmadı ama iş bulamadı yahut çocuklarına çok iyi davranırdı, bütün iyi özelliklerini anında toprağa gömüp de şeytanca bir düşmanlık nasıl tek başına kişiyi esir edip aklını yüreğini köreltmektedir ki, ölümden başka çare bırakmamaktadır kendisine.

Saygının, hoşgörünün, sevginin, merhametin, sadakatin, empatinin, bağlılığın, şefkatin elinden tutmadığı kişiler en sevdiklerine ve kendilerine ölüm fermanı yazarken toplumda da bu fermanları yırtıp atacak dostluk yağmurları gözükmemekte.

Hâlbuki insanlığın önderi kutlu aile hayatı ile bütün çağlara örnek olmuştu, değil eşini dövmek yüksek sesle bile konuşmayan, muhabbetinde daima sevgi ve saygı pırıltıları saçan kâinatın efendisi; eşini devesine bindirirken dahi dizine bastıracak kadar şefkat ve merhamet sahibi idi.

Son yılların iyice yaygınlaşan aile içi şiddet kavramına ne kadar da alıştık.

Kadınlar, çocuklar şiddetin mağduru olurken bazen de acı dili ile ailenin ahengini bozan kadın; evlatlarının, eşinin, anne babasının uykularını kaçıracak denli toplumda huzursuzluğa sebep olabilmektedir.

Fiziksel şiddete uğrayan aile bireylerinin dünyası yıkılmıştır lakin psikolojik şiddet olan bağırtılı, küfürlü, hakaretli, devamlı eleştirilen, aşağılanan, baskılanan, horlanan genç nesillerin yetiştiği ortamların geri dönüşümü olup yetişkinliklerinde armut dibine düşer dedirtebilmektedir ne yazık ki.

Fiziksel şiddeti uygulayan erkek ise psikolojik şiddete yönelen çoğunlukla kadın olup eşini aşağılayarak, küçük görerek, hakarete varan cümlelerle düşmanlığın sınırını çok büyütmekte, son asrın kadın korumacılığına soyunmuş dernekleri ve vakıfları da ne yazık ki bu düşmanlığın boyutlarını iyice artırmakta.

Fussilet Suresi’nde düşmanlık zehrinin panzehiri iyilikle sunulmuştur;

“Hiç iyilikle kötülük aynı seviyede olur mu? Sen kötülüğü iyilikle salıver. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sana candan bir dost oluverir.”

Sanki son yıllarda sayılan sevilen hakemlerde göz ardı edilmekte, oysa “Eğer karı-kocanın arasının açılmasından endişeye düşerseniz, bir hakem erkeğin tarafından, bir hakem de kadının ailesinden kendilerine gönderin. Bu arabulucu hakemler, gerçekten barıştırmak isterlerse, Allah karı-koca arasındaki dargınlık yerine geçim verir. Şüphesiz ki Allah hakkıyla bilendir, her şeyin aslından haberdardır.”

Mine Alpay Gün

Yazının devamı için tıklayınız!...