MAKALE

Kişinin mutluluğu başkasını mutlu etmesine bağlıdır.
Yani eşittir Mutlu Et Mutlu Ol.

Benim şansım babamın tecrübesi, başarısı ve fakat benden aynı şeyleri beklemeyişidir. Ben babamın pek çok konudaki nasihatine uymuşumdur, çünkü bunların bir hayat tecrübesinin neticesi olduğunu genç yaşta anlamışımdır. Fakat gençlik söz konusu olduğunda, her daim nasihate uyabilme kabiliyetinizin sınırları da bir yere kadar uzanabilmekte...

Bu yazının konusu değil ama 1986 yılında Bilim ve Sanat Vakfı’nın kuruluşuna ön ayak olanlardan biri olmam da belki biraz, sınırlarımın ötesine geçtiğim şekilde açıklanabilir. Neden derseniz? Babam vakıf, dernek ya da bir benzeri oluşumun bizzat kurucusu ya da yüklenicisi olmanın faydasına inanmaz, bu işi daha iyi yapabileceklere bırakılmasını isterdi. Yani isterdi ki, herkes kendi uzmanlığında yürüsün. İhtiyaç olursa da destek olmakla yetinirdi. Biz de Ülker ailesi olarak onun mirasına sahip çıkarak hiçbir zaman Cemiyet faaliyetlerine destek olmaktan geri durmadık. Babam İlim Yayma Cemiyeti’ne hayatı boyunca çok özel önem verdi, ben bugün ağabeylerimden duydum, mesela Tayyar Altıkulaç beyden yatakhane nöbetlerinde üstü açılan öğrencilerin üstünü örttüğünü … İlim Yayma Vakfı’nın da kurucu başkanlığını üstlenmişti. Ben de hem vakıf, hem cemiyette yönetim kurulunda bulundum. Şimdi 3.Kuşak görevde, ARO, başarılar diliyorum.

İlim Yayma Cemiyet bir süredir Vefa isimli bir dergi-bülten çıkarıyor. Her ay bir göz atıyorum, sonra zaman buldukça okuyorum. Vefa’nın son sayısı gelince aynı şeyi yaptım (*). Derginin Genel Yayın Yönetmeni Dr. Bayram Yalçın’ın Prof. Mim Kemal Öke ile yapmış olduğu Anadolu coğrafyasında vakıf kültürü üzerine röportaj ilgimi çekti, okudum. Birden beni Yıldız Holding’in misyonuna doğru iç keşif yolculuğuna çıkarttı. Nasıl oldu bu yolculuk, nereye vardım özet olarak paylaşmak istedim.  

Vakıf kültürünün kaynakları ile ilgili olarak özetle Hoca şöyle diyor:

·     Vakıflar temel sütunlarını dinimizin genel ilkelerinden ve İslam inancının zorunlu hükümleri (akide) almışlardır.

·     Medeniyetimizde vakıf olgusunun ön plana çıkmasının nedeni adil ve güçlü toplumsal bağlarımızdandır. Dayanışma (tesanüt) içinde yaşamamızdır.

·     Osmanlıda her padişahın vakfiyesi vardı, yaptıkları hayır faaliyetleri ile halka vakıf kültürü konusunda örnek olmuşlardır.

·     Padişahlar bu kültürü halka yaymak için zengin ve ticaretle uğraşan insanları teşvik etmişler, onlar da zenginliklerinin sadakalarını müesseseleştirerek bir vakfın gayesine münhasır kılmışlardır.

·     Vakıf anlayışımız bize “vererek paylaşmak kültürü” üzerine bir medeniyeti kurmamızı sağladı.

·     Vakıf anlayışımız sayesinde yine yemek üzerine değil yedirmek üzerine kurulu kültürümüzle farklılaşıyoruz.    

Öke Hoca “Herhangi bir para (menfaat) beklentisi olmadan bir vakfın hayır ve hasenatının devam edebilmesi için çalışan kişiye gönüllü denir” diyor ve şöyle özetliyorum:

·     Gönüllülük temel dinamiktir ve sürdürülebilir olması gerekir. En önemlisi de gönüllüde gönül olmalıdır.

·     Gönlün içerisinde Allah’a (CC) yönelik muhabbet (sevgi), Resulullaha (SAV) yönelik muhabbet, insana ve aleme yönelik muhabbet olması gerekir.

·     Yani gönüllülük vakıf felsefesi içinde gayret etmek ve yaptığı işi büyük bir şevkle yapmak için olmazsa olmaz bir kavramdır.

·     Bizim vakıf anlayışımızın devlet anlayışımızı kapsadığını yaşadığımız virüs dolayısıyla gördük. Hastanelerin birçoğu vakıf hastaneleri ve bu zorlu süreçte devlet tüm insanlara sağlık için yardım ediyor, toplum da devlete yardım ediyor.

Öke Hoca’nın “Nasıl vakıf kültürünü yaşatacağız?” sorusuna yanıtının özeti şöyle:

·     Vakıf medeniyeti cömert (kerim) insan ister. Bizde cömertliğin katmanlarından ilki “kerem etmek” yani bir kişiye isteyince vermek, yardım etmektir.

·     Sonraki katman “cûd”, bu istemeden vermektir. İhtiyacı olan birini gördüğünüzde istemesini beklemeden yardım etmektir.

·     Sonra “sehâ” vardır, gerektiği kadar vermektir. Yani bir insanın hem bu dünyasını hem de ahiretini düşünerek, yardım ettiği kişinin ihtiyacının ölçüsünü gözeterek vermektir.

·     Daha sonra “îsar” gelir. Bu gelecekte muhtaç olacağı şeyi vermektir.

Vakıf temellerimizin ardında bir Âhi Evran düşüncesi ve geçmişi olduğunu, ona sahip çıkmak ve sadık kalmak mecburiyetinde olduğumuzu belirten Mim Kemal Öke Hocadan şöyle anladım.

·     Vakıf kutsal bir müessesedir ve bu vakfa herhangi bir şekilde zarar veren hareketlerden kaçınmak gerekir.

·     Bazı vakıflar hırsızlığı meşru hale getirmek için çalışıyor maalesef. Devlette ve toplum bundan tedirgin oluyor.

·     Vakıf devlet olmamalı yani vakıf ayrı devlet ayrı olmalıdır.

·     Osmanlı’daki Evkâf Vekâleti denetim için kurulmuş iyi bir örnektir. Osmanlı vakıflardan dolayı oluşacak suiistimale karşı bu kurumu kurmuştur.

·     Mesela Vakıf üniversiteleri şirket gibi çalışmamalı vakıf vakıflığını şirket şirketliğini bilmelidir.

·     Vakıflar kurulduğu toplumun tamamını kucaklayacak ve onlara sahip çıkacak bir şekilde işletilmelidir. Vakıf gönüllüsünün amacı beraberliği pekiştirmek olmalıdır.

·     Ayrıca vakıfları bu ülkeyi bir arada tutan en önemli harç ve sosyal araç olduğunu bilmek lazım.

·     Vakıf müesseselerinin içinde farklılıklarımıza rağmen bir arada olmanın edebi vardır.

·     Vakıflar siyasi ve ideolojik tartışmalar yapacak yer değil dayanışmayı güçlendirecek yerlerdir.

Peki vakıf ruhu nasıl gelişecek? Hoca’nın yanıtı özetle şöyle:

·     Kişinin mutluluğu başkasını mutlu etmesine bağlıdır. İnsanların ve dolayısıyla vakıfların mutluğu ve huzuru dayanışmaya ve bu da vakıf kültürünün gelişmesine bağlıdır.

·     Vakıf kültürü yalnız insandan insana bir etkileşim değildir. Allah’ın da hakkını vermek yani onun rızasını gözetmek gerekir.

·     Daha sonra âlemin hakkını, ekolojinin hakkını vermek gerekir ki bu da eğer bir toprak kurumuşsa toprağı doyurmak, o toprağın üzerinde yaşayan hayvanatı gözetmek, kuşlar için barınak yapmak gerekir.

·     Vakıf anlayışı bir iyilik devranına, tesanüt (dayanışma) döngüsüne yol açar. İşte bu döngü toplumun her kademesini diri ve kendine güvenen kılan bir anlayıştır.

Mim Kemal Öke Hoca’nın röportajında bu satırları okuyunca aile şirketimiz Yıldız Holding’in dünyanın dört yanında, 4 milyardan fazla farklı din, dil ve ırklardaki insana, 65 binden fazla çeşitli din, dil, ırka mensup çalışanımızla ürün/hizmet sunarken hepimize rehber olan “Mutlu Et, Mutlu ol” diye özetlediğimiz kurumsal misyonumuzun ne büyük anlam içerdiğini dünyanın “iyilik devranına” katkı yapmak için dayanışma döngüsüne hizmet edecek bir felsefe ile çalışmanın ne kadar iç huzuru veren bir şey olduğunu bir kere daha anımsadım. Mutlu oldum. Mim Kemal Öke Hoca’ya teşekkür ederim. Bu arada şirketlerimizde uygulanan İsrafsız Şirket ve Sürdürülebilirlik çalışmalarının felsefesi de sadece yabancı kaynaklardan gelmiyor. Eğer istenirse içinden çıktığımız medeniyetlerden yeterince destekleyici ve yönlendirici kaynak bulunabilir, diyerek bitiriyorum.

Kaynak:Murat ÜLKER

(*) “Mim Kemal Öke, Kişinin Mutluluğu Başkasını Mutlu Etmesine Bağlıdır” (röportaj Bayram Yalçın), Vefa Yaz 2020, s.14-15