MAKALE

İki bin dört yılında “yenilenen” ilköğretim müfredatı, önceki programlarda yer alan “Ahlak Eğitimi ” yerine “Değerler Eğitimi” anlayışını getirmiştir. Ne var ki programın bu boyutu da yenilenen programın fikir temelini oluşturan “yapılandırmacı eğitim” gibi eğitim yöneticileri ve öğretmenlerin çoğunluğu tarafından yeterince algılanıp, uygulamaya aktarılamamıştır. Zaten “değerler” yaklaşımı, değişken, içeriği farklı doldurulabilecek, kişiselleştirmeye müsait bir alandır. 

Milli Eğitim Bakanlığı, çocuklarımızın, gençlerimizin akademik, duygusal ve sosyal yönlerinin bütünde geliştirilmesi konusundaki çabalarını giderek yoğunlaştırmaktadır. Bu kapsamda  “Değerler Eğitimi” uygulamalarını okullarda öncelikli bir konuma getirme girişimindedir. Nitekim bu amaçla konu,  2010 yılı Mayıs ayında İstanbul’da, Avrupa Birliği tarafından desteklenen MEBGEP (Milli Eğitim Bakanlığının Kapasitesinin Güçlendirilmesi, Projesi) kapsamında düzenlenen “Değerler Eğitimi Uluslararası Konferansı”nda, müzakereye açılmıştır.  Aynı yıl okulların açıldığı tarihte, Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, 08 Eylül 2010 tarihli ve 2010/ 53 sayılı genelgesi ile bir gelenek olan “ilk ders”in “Değerler Eğitimi” konusunda işlenmesini istemişti. 2010-2011 Eğitim Öğretim Yılı içinde il milli eğitim müdürleri toplantılarında Değerler Eğitimi’nin okullarda “uygulanma” koşulları ve yöntemleri konusu müzakere edilmiştir. Bakanlık, konunun bilimsel boyutta açılımını sağlamak üzere 26-28 Ekim 2011 tarihlerinde Osmangazi Üniversitesi ile işbirliği yaparak Sosyal ve Kurumsal Yönleri İle Değerler Eğitimi Sempozyumu düzenlemiştir. Bu bulgular izlenerek “Değerler Eğitimi” konusunun, 2012-2013 eğitim-öğretim yılında öncelikle okulöncesi ve ilköğretim okullarında öğrenim etkinliklerinin merkezine acilen yerleştirilmesi gündemdedir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın değerler eğitimi girişimi ile evrensel ve ulusal boyutta, bireylerde ve kurumlarda yaşanan toplumsal kırılmalar ve çöküntüler konuya atfedilen önceliğin haklı gerekçesi olarak görülebilir.

 Söz konusu genelge doğrultusunda, okullarda yapılan uygulama programlarında müfredattaki değerlerin bir dilimi, öğrenim yılının aylarına dağıtılmakta ve seçilen değerler bu süre içinde bir kısım okuma, anlatım, gezi, gözlem etkinlikleri ile belirlenen değerin kazandırılması amaçlanmaktadır. Bu uygulamada çocuk, bir bütün olarak ele alınmamakta, değerler eğitimi, öğretimden ayrı bir unsur gibi işlenmektedir. 

Hâlbuki çocuğun yapısına, algı ve ilgisine uygun olmayan bu yöntem, çocuğun mevcut karakter (doğal) yapısının bozulmasına neden olmaktadır. Bu tür uygulamalar, yenilenen müfredat programının terk ettiği, “davranışçı” yaklaşım anlayışının, kasıtsız fakat ısrarlı sürdürülmesidir. Bu anlamda okullardaki değerler eğitiminde, çocuklarda bu değerlerin olmadığı, bunun kazandırılması gerektiği düşüncesinden hareket edilmektedir. Davranışçı yaklaşımın insanı tanımlamak için kullandığı; ‘Düşünen hayvan’, ‘zihinsel olarak ilkel’ ve ‘boş’ yaklaşımının sürdürülmesi, günümüz Türkiye’sinde çocuk yetiştirme alanında değerler eğitimini ve eğitim şeklini olumsuz etkilemektedir. 

Bununla birlikte bu tür yaklaşımlar, özellikle gençler tarafından dayatmacı bir uygulama olarak ele alınmasına neden olmakta, zamanla bıkkınlığa yol açarak olumsuz tepkiler vermesine ve gencin bu tür konulardaki var olan mevcut hassasiyetine de zarar vermektedir. 

Bu nedenle mevcut uygulamalar tekrar ivedilikle gözden geçirilmeli, çocuğun, gencin mevcut yapısına uygun yaklaşımlar sergilenmeli ve öğretmenler, aileler bu konuda bilinçlendirilmelidir.

Mürşid Ekmel AYBEK

Psikolojik Danışman

 
Yazarın Diğer Makaleleri...