MAKALE

Yirminci yüzyılın son çeyreği, dünya tarihindeki değişimin en hızlı dönemi olarak tanımlanmaktadır. Bu dönemdeki ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmeler, insanın tüm alışkanlıklarını, yaşam tarzını, aile hayatını değiştirmiştir. Değişimin hızına ivme katan sürecin başlangıç noktası ise seksenli yıllarda geliştirilen “mikroçip” teknolojisi olmuştur. Bilginin yenilenme hızı da bu keşifle birlikte artmış, öncesinde yaklaşık üç yılda bir yenilenen bilgi, bugün neredeyse dakikalar içinde yenilenir hale gelmiştir. Böylece, “sanayi çağından” “dijital çağa” geçilme süreci başlamıştır.
Yirminci yüzyıla damgasını vuran sanayi devrimi, insanları “ev” hayatından “iş” hayatına taşımış, bu durum, toplum, aile ve çocuğun, yaşam ve yerleşim tarzında köklü değişmelere neden olmuştur. Sanayileşme ile birlikte, aile yapısı; “geniş aile” den “çekirdek aileye” evrilmiş, yaşam, belirli bir düzen ve sistem üzerine oturtularak; çocuklar okula, anne babalar işyerlerine, dede ve nineler ise artık huzurevlerine gitmeye başlamıştır. 
Sosyal alanda ise yeni mekansal boyutlara sahip işyerlerinin ve yaşam alanlarının tek merkezde yoğunlaştığı, her sabah ve akşam insanların aynı saatlerde ev-işyeri arasında gidip geldikleri, geniş yolların, binlerce aracın ve trafik sorununun bulunduğu şehir yapılanması ortaya çıkmıştır. Özellikle büyük şehirlerde aileler kazançlarını elde edebilmek için mesai saatleri içinde çalışma alanlarını, tatil günlerinde ise dinlenme ortamları olarak Avm’leri doldurmaya başlamışlardır. İnsan ömrünün; ev-iş ve Avm’den oluşan üç alan üzerine kurulu kısır, bunaltıcı bir üçgen içine sıkışmasına sebep olmuştur. Aile sıcaklığı, dayanışması, anne babanın çocuklarına vermesi gereken ilgi, sevgi, şefkat ve merhamet, yerini mesai sonrası yorgun ve gergin akşamlara, sınırlı paylaşımlara bırakmıştır. Dakik ve yoğun iş hayatı, yoğun trafik nedeniyle yollarda harcanan saatler, insanı yorgun ve bitkin düşürmüş, kendine, eşine, çocuklarına zaman ayıramamasına neden olmuştur. Bu durum, zayıflamış olan aile bağlarını daha da olumsuz etkilemiştir.
Ev ve işyeri arasında yaşanan mekik, hayatın gerçek tadına varılmasını da engellemiş; yaşadığımız dünyanın tüm güzellikleri; mavi gökyüzü, gökdelenlerin aynalı parlak camlarına, kuşların cıvıltıları araçların egzoz seslerine, çiçeklerin mis kokusu ise şehrin kirlenmiş havasına yenik düşmüştür. Akraba ziyaretleri, misafirlikler, dost meclisleri ise unutulmaya başlamış, Avm’lerin ne arasanız bulabileceğiniz renkli vitrinleri, sinema salonları, ayaküstü atıştırma ortamları cazip hale gelmiştir. 
Sanayileşme, aile ve sosyal hayatın doğal yapısını, özünü kaybettirmiş, kalabalıklarla aynı ortamı paylaşan aynı havayı teneffüs eden insanları iç dünyalarında giderek yalnızlaştırmıştır. Bu süreçten de en çok aile kurumu etkilenmiştir. Aile, kapitalist sanayi toplumunun bencil ve manevi değerleri erozyona uğramış materyalist yapısı içinde eski gücünü yitirmiştir. 
Sanayi toplumu, hayatı ele alış biçimi gereği, insanı mekanikleştirmeye ve standardize etmeye çalışmıştır. İnsanın ve insan olgusunun oluşturduğu kurumların doğal akışını bozan bu yapı, maddi verimliliği sağlamış görünmekle birlikte insanın doğallığını, mutluluğunu ise olumsuz etkilemiş, “mutlu insan” modelini oluşturamamıştır. Batı toplumunun mevcut dünya algısına belirli bir süre katkı sağlamış olsa da, kendi toplumumuzun sosyal yapısının ve aile olgusunun daha hızlı dejenere olmasına neden olmuştur. 
Günümüz dünyasını tanımlayan dijital toplumun işleyişini ele aldığımızda ise, özellikle çalışma yönteminin daha da esnekleşmesinin gerekliliği görülmektedir. Dijital teknolojinin iletişim imkânlarını kolaylaştırması, sanayi toplumunun katı kuralları ve yorucu iş temposuna karşılık, esnek çalışma şeklini bir alternatif olarak sunmaktadır. İnsanlar bankacılık işlemleri, sağlık, alışveriş, görüntülü iletişim gibi birçok hizmeti evinden çıkmadan almaya başlamışlardır. Aynı gelişim “evde çalışma” ve “evden çalışma” gibi yöntemleri de giderek ihtiyaç haline getirmektedir. Dijital çağın imkânları, sanayi toplumunun getirdiği yük sonucunda ortaya çıkan zaman ve ekonomik kayıpları gidereceği için bireyin evinde çalışmasını, evinde zaman geçirmesini cazip hale getirmektedir. Çalışma sürelerinin ve alanlarının esnekleşmesi, yaşam mekânı olarak evi daha fazla kullanma imkânı verecektir. İşyerindeki çalışma şekilleri, çalışma sürelerini de esnekleştirmekte, işyerinde kısmi zamanlı (part-time) çalışma, ihtiyaç doğrultusunda çalışma, dönüşümlü iş gibi sanayi toplumunda görmeye alışık olmadığımız atipik çalışma türlerini gündeme getirmektedir. Böylece sanayi toplumundaki katı çalışma yapısı yerini esnekliğe bırakarak anne babanın evde daha fazla zaman geçirmesine imkân tanıyacak, aile içi iletişimin artmasına önemli oranda katkı sağlayacaktır. 
Dijital topluma geçiş, ailenin kaybettiği eski fonksiyonlarını yeniden kazanarak güçlenmesine ve tekrar toplumun önemli bir merkezi haline gelmesine yardımcı olacaktır. İşlerin evden yapılması, aile ve toplumun yapısını etkileyebilecek güçte, geniş bir boyuttadır. Bu gelişimin devamında yakın bir zamanda aynı durum çocuğun evde eğitimine de imkân sağlayacaktır. Uzaktan eğitim imkânları giderek hız kazanacak, aile içi iletişimin ve geniş aile bağlarının güçlenmesine daha çok katkı sağlayacaktır. Anne ve babalar çalışmaya ve birçok hizmete ilave olarak gelişen iletişim imkânları sayesinde evde eğlenecek, eşiyle, çocuklarıyla ve ailenin diğer fertleriyle daha fazla zaman geçirebilecektir. Bu esnek yapı, kişisel ve sosyal ihtiyaçların daha doğal ve rahat karşılanmasına yardımcı olacağı için aynı zamanda stres kaynaklı problemlerin de azalmasını sağlayacaktır.
Bütün bu gelişmelerin temelinde yatan teknolojik değişimin anahtarı ise verimliliktir. İnsani olan, insana göre olan, insanın mevcut psikolojik, sosyal, fiziksel yapı ve ihtiyaçlarını dikkate alarak oluşturulan her yapı hem daha verimli olacak, hem de mutlu insan portresini oluşturacaktır.  
Bu değişim ve gelişim, insanın ailesiyle, çocuklarıyla, insani unsurlarla tekrar buluşmasını mümkün kılacaktır. Değişimin en büyük riski ise dijital teknolojinin bilinçli kullanılamaması tehlikesidir. Yaşadığımız geçiş sürecinde teknolojinin mevcut avantajlarının yanı sıra dezavantajlarının da gözden kaçırılmaması gerekmektedir. 
Sonuç olarak, günümüz ekonomik ve sosyal yapısı insanın tekrar eve dönüşüne yol açacaktır. Bu nedenle, yaşadığımız yüzyıla ait sosyal, siyasal ve ekonomik politikaları oluştururken; insanın evinde çalışabilmesi, dijital teknolojinin kullanımı ve aile içi iletişim becerilerinin dikkate alınarak gerekli alt yapının hazırlanması, bu çağa hazırlıklı girmemizi, dolayısıyla ülke olarak daha güçlü ve etkin olmamızı sağlayacaktır.
Mürşid Ekmel AYBEK UzmPsikolojik Danışman
Kaynakça:
Balcı Yusuf, Yeni Türkiye 21. Yüzyıl Özel Sayısı, 1998
The Cold War, 1945-1991. John W. Mason Routledge New York. Publication 1996
Rainer Dombois and Martin Osterland, “New Forms of Flexible Utilization of Labour” London, 1987
Toffler, “Yeni Bir Uygarlık Yaratmak: Üçüncü Dalganın Politikası”, İstanbul Türk Henkel Dergisi, 1995

 
Yazarın Diğer Makaleleri...