MAKALE

İnsan ve ev kadar birbirini çağrıştıran iki kelime bulmak zordur. Neredeyse ev demek insan, insan demek de ev  demektir. Bu tarih boyunca hep böyle olmuştur. İnsanlığın en zor günlerinde evler, insanların sığınağı olmuştur. Musa (a.s) ‘a Rabbimiz Yunus Suresi 87. Ayeti kerime de; sığınak ve çare olarak evleri adres göstermiştir. Efendimiz Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v.) de, ilk vahyi alınca eve koşmuş, evine ve eşi Hadice’ye (r.ha.) sığınmıştır. Hayat aslında dünyada değil evlerde yaşanmaktadır. Çünkü insan ev çocuğudur.

Peki bu gün evlerimiz bizler için gerçek birer sığınak mıdır? Evlerimiz bizleri gerçekten mutlu etmekte midir? Evler bizler için mi var? Yoksa bizler evler için mi varız? Bu soruları çeşitlendirerek artırabiliriz. Evet günümüz insanı; huzuru ve mutluluğu maalesef Cennetin bekleme salonları olabilecek evlerimizde değil de, AVM’ler de, lüks lokantalarda, kafelerde, çarşıda, pazarda vb. yerlerde aramaktadır. Günümüz insanının öncelikleri değişmiş, öncelikleri değişen insanların gündemleri ve hayat tarzları da farklılaşmış, buna paralel olarak da, huzur ve mutluluğun adresleri de değişmiştir. Günümüzde insanlar evlerini metre kare olarak büyütmüş, fakat anlayışlarını ve gönül dünyalarını küçültmüştür. Bundan yirmi yıl önce birkaç gönül dostu, ortak bir gönül dostunun iki odalı evinde misafir kalabilmekte, huzur ve muhabbetle sohbet edebilmekteydi. Gelinen noktada mekanlar genişledi, evler: iki, üç katlı ve villalar haline geldi ama içerisinde dost ve misafir bulmak, hatta aile fertlerinin hepsinin aynı anda evde olabileceği zamanları bulmak bile zorlaşmıştır. Pazar sabahından Pazar sabahına kahvaltı yapılan evler, aile bireyleri için ne kadar cazip olabilir?  Evler, Mobilyasıyla, boyasıyla içindeki insanlardan daha değerli hale geldi. Evler ve içerisindeki eşyalar, insanlara değer katan birer mülk haline geldi. Bunun sonucunda da insanlar; dünya nimetlerini değerlendirirken kendisinden daha aşağıda olana bakmaya değil de, hep daha fazla nimete sahip olanlara bakmayı, bir bakış açısı haline getirmiş oldu.

Rabbimizin farklı özelliklerle yaratmış olduğu erkek ve kadın, birbirini tamamlayacağı yerde, fıtratlarına ve yaradılış gayelerine muhalif bir hayat tarzı benimseyerek evlerini birinci adres yapamadılar. Anne, baba ve çocuklar için evler en cazip mekanlar ve birinci adresler haline getirilmedikçe, huzurlu ve mutlu bir toplum oluşturmamız mümkün olmayacaktır. Sabah güneş doğmadan evlerini terk eden kadınlarımız, nereye doğru koşmaktadırlar. Evi en son terk etmesi gereken veya hiç terk etmemesi gereken anneler, eşler neden en önce evden çıkmaktadırlar?

Bir taraftan üç çocuk istenirken, diğer taraftan da kadına iş alanları aranmakta, çalışan kadınların sayısının artırılması için iş hayatında değişik düzenlemeler yapılmaktadır. Kadınların anneliğini muhafaza ederek, iş hayatlarında kalmalarının sağlanacağı söylenmektedir. Böyle bir şey gerçekten mümkün olabilir mi? Niçin annelik ve ev hanımlığı özendirilmiyor da çalışan kadın özendiriliyor? Niçin evinde Fatihleri, Selâhaddinleri ve Fatımaları yetiştirecek annelik mantığı ön plana çıkarılmıyor? Anneler; “bir eliyle beşiği, diğer eliyle dünyayı sallarlar.” Dünyayı sallamak, asgari ücretle bir konfeksiyonda çalışmakla mümkün olabilecek bir iş midir? Ev hanımlığı özendirilmeli, ev hanımlarına sosyal güvenceler sağlanmalı, ev hanımlarımız da çocuklarından arta kalan zamanlarını, Sivil Toplum Örgütlerinde toplumun refahı, huzuru ve mutluluğu için kullanmalıdırlar. 

Toplumu oluşturan insanlar, evlerin ve annelerin ürünleridir. İlk öğretmen her zaman anneler olmuştur. Anne, annelik görevini hiçbir kimseye veya kuruma devredemez. Bütün uzmanlar çocukların 0-6 yaşına dikkat çekmektedirler. İş hayatı içerisinde bulunan bir anne, bu altın altı yılı  çocuklarıyla nasıl dolu dolu geçirebilecektir. Çalıştığı kurumun kreşi ve artırılmaya çalışılan doğum izni, bunu gerçekleştirmesine yetecek midir?

   Evlere hakim olmak, evlerin açıldığı sokaklara da hakim olmaktır. İhmal edilen her ev, cephede kaybedilmiş bir mevzidir. Evlerimiz barınmadan önce yetişme yerlerimizdir. Ve evler, bizlerin son kalesidir.*                                                                                                                                                                                                              

*Kıblegâh Evler (Nureddin YILDIZ – Tahlil Yayınları)

Fahri SEVİMLİ 

 
Yazarın Diğer Makaleleri...