MAKALE

Eğitim, tanım olarak incelendiğinde belki de bilim adamı veya eğitimci sayısı kadar tanıma ulaşabiliriz. Ama benim sizlerle paylaşmak istediğim birkaç eğitim tanımı var.”Eğitim; Bireyin anlam arayışı yolunda beyninin, yüreğinin ve elinin özgürleştirilmesidir. Eğitim; bir sınır koyma uğraşı değil, ufukları genişletme çalışmasıdır. Eğitim; Bireylerin doğuştan getirdikleri gizil güçleri ortaya çıkarma ve bunları öğretim yoluyla yeteneğe dönüştürme sürecidir.

Bu tanımlardan yola çıkarak; ülkemizin eğitim hedeflerini, politikalarını, eğitimin mecburi 12 yıla çıkarılıp, tekrar kesintili eğitime (4+4+4 modeli) geçilmesini konuşabiliriz. Tekrar kesintili diyorum çünkü 1997 yılında kesintisiz zorunlu eğitime geçilmeden önce de yapılan uygulama 5+3 uygulamasıydı. Bu 5+3 modeli mecburi değildi ama realitede böyle işliyordu. Yani ilk beş yıllık ilkokullar, ikinci üç yılda ortaokullardı. Bu işleyiş içerisinde bizim başarılı ilkokullarımız ve başarılı ortaokullarımız vardı. Zorunlu eğitimi beş yıldan sekiz yıla çıkarırken bu yapıyı muhafaza edip, 5+3 modeli ile yolumuza devam edebilirdik. Beşinci sınıftan mezun olana kadar öğrenciler ilkokul kısmında, mezun olduktan sonra da ortaokul kısmı dediğimiz üç yıllık kısma devam ederek zorunlu olan sekiz yıllık süreyi tamamlayabilirlerdi. Fakat bu böyle uygulanmadı ve “kesintisiz” diye bir tabir ortaya atılarak, “kesintisiz zorunlu temel eğitim” uygulaması başlatıldı. Bu uygulamayla da, bizim kendi içerisinde başarılı dediğimiz müstakil ilkokullar ve ortaokullar da ortadan kalkmış oldu. Kesintisiz Zorunlu Temel Eğitim mantığı; ergenlerin yanına 7 yaşındaki ilkokul birinci sınıf çocuklarını, küçük yaştaki öğrencilerin yanına da ergenleri taşımış oldu. Bir de bu uygulamayla; orta kısmı kendi bünyesinde olan meslek liselerinin de orta kısımları kapatılmış oldu. Böylelikle; Mesleki Eğitim 11-12 yaşlarında değil de, ancak 9. Sınıftan itibaren (15-16 yaşlarında) başlamış oldu. Yaklaşık 15 yıl zorunlu kesintisiz eğitim devam etmiştir. Bu süre içerisinde birçok olumsuzluklar yaşanmış, mesleki eğitim de ciddi olarak inkıtaa uğramıştır. Bu yıl mecburi eğitim sekiz yıldan on iki yıla çıkarılırken bu kesintisiz uygulamadan vazgeçilerek, kesintili olarak 4+4+4 modeline geçilmiştir. 4+4+4 kesintili modeli ile okula başlama yaşı değişmiş, ilkokul kısmı dört yıl ile sınırlandırılmış, beşinci yıldan itibaren ise öğrencilerimize tercih hakkı verilmiştir. Dördüncü sınıftan beşinci sınıfa geçen öğrenciler; ister müstakil ortaokula veya isterlerse de bir meslek lisesinin orta kısmına devam edebilecekler. Ayrıca ortaokul ve liselere de Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Hayatı seçmeli ders olarak konulmuştur. Burada yapılması gerekirken yapılmayan diğer bir tercih ise, dördüncü sınıftan beşinci sınıfa geçen öğrencilere “Açık İlköğretim” tercihinin de açık tutulmasıydı. Ancak, öğrenci ve evliler bu önemli tercihten mahrum bırakılmışlardır. Açık İlköğretim Okulu da Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir yaygın eğitim kurumudur. Açık ilköğretim yolunun kapatılması, 4+4+4 modelinin ciddi bir eksiği olarak önümüzde durmaktadır. Ben bu durumu, bir eğitimci ve dört çocuk babası olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ n deki Milli Eğitim Komisyonu’na da iletmiştim.
Cumhuriyet döneminden günümüze kadar Milli Eğitim ile ilgili çalışmalar içerikten ziyade şekil üzerinde yapılmıştır. Cumhuriyet döneminde ABD ve Batı ülkelerinin modelleri ile müfredatlar oluşturulmaya çalışılmış, 1948 ve 1968 programları ile değişiklikler yapılmaya çalışılmış, en sonunda da “Yapılandırmacı Eğitim” eğitim dediğimiz uygulamaya geçilmiştir. Yapılan bu değişiklikler; toplumun inanç, değer, kültür ve ahlak yapısından doğmamış, gelişmiş ülkelerin yapmış olduğu eğitim reformları örnek alınarak gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Gelişmiş ülkeler merkeze çocuğu ve insanı koyarken biz genelde ideolojiyi ve kanunları koymaya çalışmışızdır. Bunun en açık örneği de, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’dur. Bu kanunun ikinci maddesine bakıldığında, Türk Milli Eğitiminin Genel Amaçlarını görürüz. Bu genel amaçların hızlı bir biçimde; günümüz şartlarına, çağdaş eğitim normlarına ve halkın inanç, değer, kültürel yapısına ve beklentilerine cevap verecek hale getirilmesi erekmektedir. Aslında eğitimin amacı, çocukları özgür kılmaktır, eğitimde öğrenciler araç değil amaçtır. Okullar onlar için vardır, onlar okullar için değil. Bu sebeple, ülkemiz hızla çok seçenekli ve tercihli bir eğitim yapısına kavuşturulmalıdır. Bu çok seçeneklilik, hem okul bazında hem de müfredat bazında olmalıdır.
Veliler; velilerin inançları, kültürleri, ihtiyaçları, talepleri müfredatça açıkça yer bulmalıdır.
Bu da; “Hayat Boyu Öğrenme” sloganla değil, öğrenmeyi öğrenmekle, eğitimi duvarların dışına taşımakla ve öğrenci ve veliyi merkeze almakla mümkündür. Okullarda iyi vatandaş oluşturmak değil, iyi bireyler yetiştirmek için çalışmalıyız. Ülke insanımızın birçoğunun hala; “Açık İlköğretim Okulu’ndan, Açık Lise’den ve Açık Öğretim Fakültesi’nden yeterince haberi yoktur. Daha doğrusu, yeterince haberdar edilmemektedir. İnsanımız da; eğitimi, öğretimi, öğrenmeyi ve kendisini yetiştirmeyi maalesef sadece “okula gitmekten” ibaret zannetmektedir. Halbuki “Sadece okulda okuyan, cahil kalır”.Sözü üzerinde, toplum olarak bizim iyi düşünmemiz gerekmektedir. Bu tür okullara kayıt yaptırmak hale sıkıntılıdır.(Ücret yatırma, kayıt, ders seçme vb.) Bütün Belediyeler, Muhtarlıklar ve Halk Eğitim Merkezleri bir Uzaktan Eğitim Merkezleri haline getirilmelidir. ABD de ve batıda 1800’lü yıllarda başlayan Uzaktan Eğitim, günümüzde onlarca farklı uygulamayla ve artan ilgiyle birlikte sürdürülmektedir. Biz ise hala, sınıf mevcutlarını azaltabilmek için sürekli okul yapacak hayırseverler beklemekteyiz. Milli Eğitim Bakanlığı, “Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü” ile “Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü” nü; illere, ilçelere, kasabalara, mahalleye, sokağa ve halkın gündemine taşımalıdır. Bu müdürlükler de halkımıza; “Kendilerini yenileyenler, asla yenilmezler”, mantığını kazandıracak çalışmalar yapmalıdırlar.
 
Sonuç olarak; müfredatımız ve okullarımız bilgi deposu olmaktan çıkarılıp, bilgilerin üretildiği ve yorumlandığı, yeni bakış açılarının kazandırıldığı ve yeni hedeflerin belirlendiği yerler olmalıdır. Eğitimimizin amacı da; gençleri hayatları boyunca kendilerini eğitmeye hazırlamak olmalıdır. Umutlar, uyanık insanların rüyalarıdır. Ve bütün uyuyanları uyandırmaya da bir uyanık adam yeter. Düşünür de; yeniden düşünen ve şimdiye kadar üzerinde düşünülmüş şeylerin asla yeterince düşünülmemiş olduğu kanısına varan kimsedir. Gerçek keşifler, yeni topraklar bulmayı değil, yeni gözlerle bakabilmeyi içerir. “Sosyal Devlet Anlayışı da” ancak; “Her Şey İnsan İçindir” diyerek hareket eden ve Sosyal Politikalarını, “Eşrefi Mahlûkat” olarak yaratılan insan ve onun değerleri üzerine bina eden, geliştiren ve uygulayan devlet anlayışıdır. Bu temennilerle ülkemizin; 2023’lere, 2071’lere ve nice yıllara lider ve önder bir ülke olarak ulaşması için çalışan, gayret eden, işi vaktinden çok olan bireyler olmamız ümidiyle diyerek, sözümü Ali Fuat Başgil’in sözüyle bitirmek istiyorum;” Herkesin İmrendiği Pırlanta Gibi Ol. Korkma, Yerde Kalmazsın”.
Selam ve dua ile…

 
Yazarın Diğer Makaleleri...