MAKALE

1.Bonzai intiharları bir mesaj iletim biçimidir

İntihar sadece bir yok oluş değil, aynı zamanda yok olurken varlığını duyurma psikolojisidir.

Bonzai, düz mantığın bile bile intihar diye baktığı bir uyuşturucu şekli. Oysa bir yönüyle de mesaj iletim biçimi. ‘Benim Üniversitelerim’in ‘En Alttakiler’in mesajına çözüm üretmesi gerekiyor.

Çözüm mevcut yaşama biçimimizin sorgulanmasından geçiyor. ‘Benim Üniversitelerim’in arayışlarına ihtiyacımız var.

2.‘Benim üniversitelerim’

Maksim Gorki’nin çok sevilmeyen bir romanındır ‘Benim Üniversitelerim’… Romanda Sovyet Devrimi öncesi Rus toplumunun çözülmüşlüğünü, kaotik atmosferini bütün çıplaklığı ile görmek mümkün.

‘Benim Üniversitelerim’i okuyan her gözlemci göz, bu yabancılaşmanın ardından bir devrimin, hususen de maddeci Sovyet Devrimi’nin gelmesini şaşırmaz.

Sovyet Devrimi’nin büyük romancısı Gorki, romanına özellikle ‘Benim Üniversitelerim’ adını verir ki, hayat mektebi’nin ders verici yönünü işaret eder.

3.Üniversite ne işe yarar?

Değişim, an-be-an devam eden bir süreç… Nasıl her dükkan yeni ilgilere, yönelişlere göre vitrininde talep oluşturmaya çalışırsa, üniversite de değişimi yorumlamanın atmosferini sağlar.

Türkiye sağcıların üniversiteyi ortaokula çeviren, ‘diploma alınan yer’ mantığı ile solcuların anarşizmi arasında sıkışmış kalmıştır.

Sanat ve bilimin doğabilmesi için özgürlük şart. Türkiye’de özgürlük var ama özgürlüğün atmosferini sağlamada zorlanıyoruz. Burada ülkemizdeki demokrasi standardının eksikliğinden ziyade, insanlarımızın meselesizliği de etkili.

İyi ki, geçmişten gelen kazanımlarımız var. Büyük şehirlerde Tanpınar’ın işaret buyurduğu ‘onarıcı kozmopolitizm’i bulabiliyoruz.

Küçük şehirlerimizi artık içe kapanma mekanları olarak görmüyoruz.

Küçük şehirlerimizde otantik olanın algılanması ve terkip çağı perspektifiyle yeniden keşfi söz konusu. Bu keşfedici bakış, ‘Benim Üniversitelerim’ eliyle ülkemize yeni kapılar açacak.

Tabii bunun için Gorki’nin gözlemci tavrına, özgür bakışa ihtiyacımız var.

4.Yeni dönemin ‘En Alttakiler’i

‘En Alttakiler’, Alman yazar Günter Wallraff’ın sosyolojiye kazandırdığı bir terim. ‘En Alttakiler’, Wallraff’ın kitabının adı. Almanya’da madenlerde çalışan Türk göçmenlerini anlatan bir eserdir ‘En Alttakiler’.

Bugün ‘En Alttakiler’, nitelik değiştiriyor… ‘En Alttakiler’i artık büyükşehirlerin eski kent dokusu içindeki yoksulluk yuvaları’nda ve dayanışma ruhunun parçalandığı gecekondu’da sığıntı durumda.

Kentsel Dönüşüm, gecekondu’yu ortadan ikiye ayırıyor. Planlama gereği ranttan yararlananlar sınıf atlarken, ranttan yararlanamayanlar yeni ‘En Alttakiler’in bir parçası oluyor.

Batı’ya göç, Amerika’nın oluşum sürecinde altına hücumu simgeler. Türkiye’nin tüketici davranışlarında adı konulmamış altına hücumun izleri var. Tüketerek var olma sarmalı, giderek insanı tükenen bir varlık haline getiriyor.

Tüketim kalıplarının yükselmesi karşısında tıkanma en zayıf halkada kendini gösteriyor. ‘En Alttakiler’, tarif edemedikleri, kalıplarına ayak uyduramadıkları bir hayat karşı nihilizm’e yuvarlanıyor. Bonzai, bu bitişin, bitirilişin, köşeye sıkışmanın doğal bir sonucu.

5.Ne hobi, ne spor, varsa yoksa sınav düşüncesi

Yahya Kemal’in “İnsan hayal ettiği müddetçe vardır” sözünün konumuzla doğrudan ilişkisi var. İnsanın kendi varoluşunu eğilimleri, tercihleri, ilgileri ve hobileri ile göstermesi lazım.

İdealsizliğin idealize edildiği bir tarih diliminde yaşıyoruz.

Gençlerin ne bir hobisi var, ne spor yapıyorlar. Bir hayvan beslemeye çocukların vakti yok. Şimdi  ‘Bir kedim bile yok’ zamanı. Çocuklar yumurtayı bir sanayi ürünü zannediyor. Şehirliler güneşin doğuşunu görmeyeli çok zaman oldu.

İnsanları hayata tutunduracak şeyleri öne çıkarmamız gerekiyor. Motivasyonları doğru yönlendirilmezse, insanlar acze düşer ve arabesk kendini dayatır.

İlkokuldaki çocuğun zihnine ‘sınav kazanma’ anlayışını soktuk. Çocukları yaşamayı sürekli erteleyen bir sürece itiyoruz. Bu yarışın dışında kalan ‘En Alttakiler’in insan gibi yaşama imkanı giderek daralıyor.

6.İşsizlik, uyuşturucu ve terör sarmalı

İşsizlikle uyuşturucu ve terör arasında birbirini besleyen bir kısır döngüden söz edilebilir. Kürşad Hacıtahiroğlu, ‘Türkiye’deki Terörizmin İşsizlik Üzerine Etkileri’ adlı araştırmasında konunun açmazlarını işaret ediyor.

Temel olarak işsizlik emeğin atıl kalması, kullanılmamasıdır. Ancak işsizlik süreci emeğini kiralayarak geçinen çalışanlar için öncelikle gelir kaybı demektir. İşsizliğin ekonomik ve sosyal sonuçları olmakla birlikte daha öncelikli sonucu yarattığı psikolojik sorunlardır. İşsizlik çalışan açısından sadece gelir kaybına değil aynı zamanda sosyal statü ve saygınlık kaybına da yol açar. Çalışma, yetişkin kişiler için aranılan bir durumdur. İş sahibi insan toplumda bir yer edinme ve gelişme imkanı bularak varoluşunu gerçekleştirme fırsatı bulur.

İşsizliğin yaygınlaşması, uyuşturucu ve terör gibi sapmalara zemin hazırlar. Sorunlu kişilikler, aile ve toplum yapısını tehdit eder hale gelir.

Hacıtahiroğlu’nun araştırması terör örgütü PKK’nın uyuşturucu ticaretini yönlendiren bir odak haline geldiğini göstermektedir. PKK, uyuşturucunun sadece ticaretini yapmakla kalmaz, üyeleri arasında uyuşturucu kullanımı da oldukça yaygındır.

7.Üniversitemiz hayatımız olmak zorunda

Günlük gündem akışımıza dıştan bakınca traji-komik bir fotoğraf görüyoruz. Karşılıklı yalan söyleyerek çözümlerimizi erteliyoruz.

‘Benim Üniversitelerim’ tıkanmanın olduğu her alanda çözüm üretmek zorunda.

Bonzai, ‘En Alttakiler’in kitlesel intiharına dönüşüyor.

Kendilikbilgisi bizi çözüme götürür. Hala kendilikbilgisi’nden uzağız, her şeyi yaşayarak öğreniyoruz.

Türkiye ikliminin 6-7 ay yaz mevsiminde seyretmesi ve aile yapımızın yanlış dayanışmacı yapısı bizim ‘rasyonel muhasebe’ye ulaşmamızı engelliyor.

‘Benim Üniversitelerim’ benim hayatımı anlamadıkça, biz hayatı medyanın öne çıkardıklarıyla, kameranın gözü ile sınırlı görürüz.

Oysa Türkiye medyasının Türk Milleti’nin ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin bekasıyla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu medya memleketine ‘ecnebi’ bir medyadır.

2006 yılı rakamlarına göre Fransa’da bir yılda doğan babasız çocuk sayısı 850 bin. Fransa, bu çocukları Fransız kimliğiyle yetiştirebildiği sürece büyük devlet olmaya devam edecektir.

Türkiye’de durum bu kadar korkunç değil. Ancak ‘kadın cinayetleri’nden Bonzai intiharlarına ‘En Alttakiler’in hayatı yorumlanmayı bekliyor.

8.Hatime: kendimiz olmaya ve ‘büyük devlet aklı’na ihtiyacımız var

Büyük güçler büyük sorunları yönetebildikleri sürece büyük kalırlar…

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin yetimhaneden yetiştirilen bir yetim. Benzer bir şekilde ABD Başkanı Barak Hüseyin Obama Kenyalı parçalanmış bir aileye mensup. İkisi de kendi ülkelerinin sıradan ‘En Alttakiler’i.

Rusya ve ABD’deki ‘büyük devlet aklı’, bu insanları uyuşturucu mağduru olmak yerine devlet başkanlığı makamına taşımıştır.

Bizim önce kendilikbilgisi’ne, sonra da ‘büyük devlet aklı’na ihtiyacımız var. Ancak bütünü görebildiğimiz zaman Bonzai intiharlarını ve kadın cinayetleri’ni çözümleyebiliriz.

Bilimsel disiplinler, uzmanlık alanlarında derinleşirken yer yer bütünü ihmal eder hale geliyor. Bütünden hareketle parçaları birleştirir, sorunlarımızı çözebiliriz.

 

Mahmut ÇETİN

 
Yazarın Diğer Makaleleri...