MAKALE

1.Bir idealin delisi olmak

Bilimlerin ve güzel sanatların olmazsa olmazı ‘merak’...

‘Merak’ bütün ilgilerin zor şartlarını ‘makul’ kılar.

Bilime ve sanata ‘siz kün’ünüzü vermezseniz o size cüz’ünü vermez.’

Bir ilgiye her şeyinizi vermezseniz o size parçasını vermez.

Başarı bilim ve sanata hayatını adamaya, işinizin delisi olmaya bağlı.

Batı’da bilim ve sanat başarısının ardında işinin delisi idealist insanlar var. Tabii işinin delisi insanlar haybeye çalışan gayretkeşler değil.

Başarının gerçekleşmesi için işbölümü ve yoğunlaşma şart.

200 yıldır yapamadığımız bu… 150 yıllık fırın, 100 yıllık çikolatacı, 5 kuşaktır devam eden bir koleksiyon… Batı asırları aşan birikimlerin, teamüllerin, ritüellerin ve giderek genel bir şuura dönüşen ‘sosyal politikalar’ın adı…

Başarısızlık için kendimize gerekçeler üretmekten vazgeçmek durumundayız.

Aslolan başarmaktır…

Ziya Gökalpişbölümü veyoğunlaşma gerçeğinin altını çizdikten sonra her şeyden bir parça anlayan ‘hazerfan’ insan tipinin, bizim hem gücümüz hem de güçsüzlüğümüz olduğunu söyler.

2.Londra’nın arka sokaklarındaki Divriği Enstitüsü

Araştırmacı bir arkadaşımkitap fuarı vesilesiyle gittiği Londra’yı anlatıyor. Ara sokaklarda gezinirken mütevazı bir binaya rastlıyor. Binanın kapısında Divriği Enstitüsü yazıyor. Merakla içeri giriyor. Divriği Enstitüsü’nde, genç-ihtiyar değişik yaş gruplarından insanlar çalışmaktadır.

Enstitü’de Sivas ilimizin Divriği ilçesiyle ilgili her şey arşivlenmektedir.

Divriğimeşhurları, Divriği de çıkan gazeteler, köyleri, muhtarları, İstanbul ve diğer şehirlerdeki Divriği dernekleri, Divriği hakkında yayınlanan kitaplar ve dergiler. Divriği mimarisi…

Kısacası Divriği ile ilgili her şey Divriği Enstitüsü’nde tasnif edilmiş ve hizmete sunulur durumda.

3.Lordlar vakıfların hizmetçisi, sosyal politika takipçisiymiş

Taşıt folklorubizim şuuraltımızı ortaya koyan bir gösterge alanı… Taşıt folkloru’nun hit sözlerinden biri ise ‘alırsın Ford, olursun lord’ sloganı.

İngiltere’nin Avam Kamarası, millet meclisi niteliğinde. Lordlar Kamarası ise senato niteliğinde ve Avam Kamarası’nı denetleyen bir yönü var. Lordlar Kamarası’nın işi Avam Kamarası’nın yaptıklarına takoz koymak değil.

Bizim bir nevi ‘mirasyedi’ gibi gördüğümüz lordların asıl işi toplumdaki sosyal sorunlara veya uluslararası ilişkilerde bürokrasiden ayrı ama yer yer onu tamamlayan ‘sosyal politikalar’a yoğunlaşmakmış. Ve bu işler vakıf sistemiyle yürütülüyormuş.

Yani bizimTaşıt folkloru’nda söylendiği şekilde ‘alırsın Ford, olursun lord’ gibi bir durum yok.

Her lordun faaliyetlerine katıldığı, öncülük ettiği vakıflar var. Vakıflar makul vakıf gelirleriyle mantıklıca finanse ediliyor. Kimse devletten ödenek beklemiyor. Yukarıdaki Divriği Enstitüsü, bunlardan sadece biri.

Vakıf harcamaları, ‘yörük sırtından kurban kesme’ bakışıyla başkasının parasını keyfine göre harcama mantığıyla değil, emanete sadakat mantığıyla yürütülüyor.

4.Bir olumlu yerli örnek: Tabar Müzik Kütüphanesi

Işık veFerruh Gençer, 27 yıldır müzik kitapları yayıncılığı yapan Pan Yayıncılık’ın sahipleri. Çift şimdi ‘Tabar Müzik Kütüphanesi’nin de kurucusu.

Işık Gençer, ‘Tabar Müzik Kütüphanesi’nin oluşma sürecini şöyle anlatıyor: “2007'de kaybettiğimiz babam Uğur Tabar Cumhuriyet döneminde çıkmış bütün müzik kitaplarını ve Osmanlıca kitapları biriktirmişti. Babam inşaat mühendisiydi ama Türk müziğinin ses sistemi üzerine araştırmaları vardı. Onun 2 bin 500 kitabı ve çeşitli Türk müziği enstrümanlarıyla bir kütüphane yapmak istiyorduk.”

Işık ve Ferruh Gençermüzik kütüphanesi oluşturmak için Kültür Bakanlığı’ndan belediyelere kadar birçok kuruma başvurur. Ama sonuç olumsuzdur.

‘Türkler söylemez, söylenir’ diye bir söz var. Gençer çifti söylenmeyi bırakır kendi şarkısını söyler.

Uğur Tabar’ın kitaplarını esas alarak ‘Tabar Müzik Kütüphanesi’nu kurmaya karar verirler. Onlar yola çıkınca Romanyalı etnomüzikolog ve Türk müziği araştırmacısı Eugeni Popescu-Judetz de arşivini onlara bağışlar.

Işık veFerruh Gençer, şimdi hem Uğur Tabar ve Eugeni Popescu-Judetz’invasiyetini yerine geçirmenin hem de yaptıkları işin ‘sosyal politikası’nı da oluşturmanın huzurunu yaşıyor.

5.Ömrünü bir türbeye vakfetmek

Toklu İbrahim Dede,İstanbul’un Fethi’ndeAyvansaray Cephesi’nin komutanı. Fetih’ten sonra ganimet askerin ve komutanın yasal hakkı. Tokmaklı İbrahim Dede, savaş ganimeti yerine İstanbul’daki sahabe makamlarından Hz.Ebu Seybe El Hudri’nin türbedarlığını talep eder.

Fatih Sultan Mehmettürbedarlığa Şeyh Toklu İbrahim Dede’yi tayin eder.Şeyh Toklu İbrahim Dede, mahalleye rengini veriyor. Mahalle ve mahallenin camisi onun adıyla anılıyor.

Ebu Seybe El Hudri Türbesi; İstanbul’unAyvansaray semtinde surlar arasında. 

İstanbul’daEyüp Sultan dışında sahabe makamları ve kabirleri var. Ayvansaray ve Eğrikapı’da Ebu Şeybe el-Hudri’nin makamının etrafında birçok sahabenin makamı var. Bunlar Hafir,Abdüssadık Amir,Şû’be,Ebuzer-i Gıfari, Cabir, Muhammed el-Ensari, Kab ve Hamdullah el-Ensari hazretleri.

Tokmaklı İbrahim Dede’nin ideali sahabe yolunda bir karınca olabilmekti. Fethin onun için anlamı buydu. Kadının imtihanı yoklukta, erkeğin imtihanı varlıktaydı. Fetih gerçekleşince, sayısız savaş ganimeti Toklu İbrahim Dede’nin istikametini şaşırtmadı.

O hedefine odaklanmıştı… Ganimetleri elinin tersiyle itip, türbedarlığa talip oldu.

Toklu İbrahim Dede’nin kabri şimdi sahabe Ebu Seybe El Hudri Türbesi’ninayak ucunda.

Toklu İbrahim Dede, davranış biçimiyle yüzyıllar ötesinden bize kendilikbilgisi’nin nasıl kazanılacağının dersini veriyor.

Büyük denizcimizMurat Reis’in türbesi, bugün sınırlarımız dışında Yunanistan’da Rodos Adası’nda… Hayatımızın içinde görünmeyenToklu İbrahim Dede’ler hala var. Onlar hayatımızı güzelleştirmeye devam ediyorlar… Şaban Karkınglıoğlu ve eşi Süheyle Hanım, ömrünü Murat Reis’in türbesine vakfetmiş iki güzel insan.

Çok şükür ki, bugün deToklu İbrahim Dede’nin izinde yürüyenler var.

6.Vakıfların parayla imtihanı

Vakıfların daha iyi hizmet etmek amacıyla ticaret yapması hep düz mantıkla doğrulanır. Halbuki ticaret ile vakıf bir birine ters açılımları alan hayat alanlarıdır.

Ticarete giren vakıfların önceliği, hizmetlerin yürümesi için parasal kaynakların sağlıklı işlemesidir. Vakıfların hizmeti sürdürme düşüncesiyle para tahsilatına yönelmesi, ‘Takva’ filminde başarılı bir şekilde işlenir.  

Tahsilata yönelen vakıflar hayatla çelişik, en yakınındaki muhtaç bireyi bile göremeyen muhayyel bir hizmet organizasyonuna dönüşür.

7.Hatime: bütünü görmeden paçaları sıvamak!

Romancı büyüğümüzMehmed Niyazi Bey vakıf ve dernekler için büyük hedeflerden ziyade sürdürülebilirliğin, devamlılığın önemli olduğunu söyler. Mehmed Niyazi Bey’inçizdiği hedeflerden biri ilköğretimi bitiren 10 çocuğa dolma kalem hediyesi vermek gibi mütevazı bir hedef.  

Bu küçük görünen büyük hedefi her yıl yapmak ise asıl başarılması gereken iş.

Eleştirmen Fethi Naci “bir ülkede ne kadar futbol varsa o kadar roman vardır” demişti. Başarı ya da başarısızlık, birleşik kaplar usulü bütün toplumu etkiliyor. Başarı ve başarısızlık da aynı şekilde yatay bir yayılıma sahip.

Ülkemizde vakıf enflasyonu yaşanıyor… Her konuda birbirinden farklı vakıflar kuruluyor.  Bu vakıfların önemli bir kısmı, bütün fikri olmayan ve içerik üretmeyen kurumlar. Bu tür vakıflar fayda değil zarar getiriyor.

Yanlış vakıfların zararı, sadece kaynak israfıyla sınırlı değil. Sezai Karakoç, yanlış örneklerin aynı zamanda ‘geliş yolunu tıkayıcı’ bir yönü olduğunu söyler.

Karakoç’un yanlış örnekler üzerinden söylediği ‘geliş yolunu tıkayıcı’lık uyarısı önemli.

Bir hedefi başarmak için neyi niçin yaptığını bilen, bütün fikrine sahip, kendilikbilgisi’ne ulaşmış, idealist insanlar olmak gerekiyor.

İşinin delisi, meselesine ‘vakıf olan’, işini ‘vukufiyet’le yerine getiren kul, devlet ve mahlukat hakkını riayet eden, ‘ehli vukuf’ insanlara ihtiyacımız var.

Çok şükür ki, hala kütüphaneler kuran, türbeleri bekleyen, yaraları saran, verdikçe çoğalan ‘kendini bilen’ insanların ülkesiyiz.

Mahmut ÇETİN

 
Yazarın Diğer Makaleleri...