MAKALE

Toplumları ayakta tutan şey, değer yargılarıdır… Bu toprağın in­sanlarıyla hiç bir kültürel bağı olmayan Türkiye’deki küçük bir mutlu azınlık, değer yargılarımızı tahrip ederek toplumumuzun ge­leceğiyle oynamaktadır.

Mutlu azınlık (süper dejenereler); sahne, sinema ve gece hayatı­na yansıttığı ilişkileriyle topluma, yanlış örnek modeller empoze et­mektedir. Mutlu azınlık bu suçu, elindeki medya tekelleriyle göste­re göstere işlemektedir.
 
Yabancılaşma ideolojisinin hedefi özel olarak fert, genel olarak da cemiyet olmakla birlikte, kurum olarak hedef ailedir.
 
Açılım
Sanayileşme bir çok alanda olduğu gibi, ailenin yapı ve fonksiyonlarında da bir takım değişimlere yol açmıştır.1 Bu tabii değişim sürecinin dışında, emperyalistler ve onların yerli işbirlikçisi Batıcı jakoben güç odakları, sinsi faaliyetleriyle aileyi yok etme, yozlaştır­ma çabalarına girmişlerdir. Türk milleti geleneksel refleksiyle bu ça­balardan bir kısmını bertaraf etse bile, bu çabaları etkisizleştirme ödevi, milli değerlere bağlı yerli aydınların görevidir.
 
Yaşadığımız dönemde hemen her televizyon programı bir Tele-vole şeklini almış, bu da yetmezmiş gibi günlük gazeteler haftalık ilaveleriyle bu çabayı tahkim etmişlerdir.
 
Değer yargılarını değiştirmede yeni ihtiyaçlar üretilmiş ve ta­til, faşinge dönüşen bir deniz ideolojisiyle özdeş hale getirilmiştir. Deniz ideolojisinin üniforması ise çıplaklık olmuştur.2 Mutlu azınlığın cinneti o dereceye varmıştır ki, bu çıplaklık üniforması­nı giyinmeden denize girmek, mutlu azınlık tarafından bir suç olarak görülmüş ve basın yoluyla idari mercilere hedef gösterile­bilmiştir.
 
Yozlaşma ahlakının temsilcileri ‘birliktelik" adı altında ortaya koydukları yaşama biçimini, sadece kendilerinin bir tercihi olarak yaşamaları medeniyet görüşümüz çerçevesinde hiç mesele değildir. Fakat bu çevreler ellerindeki iletişim araçları yoluyla kitlelere bu tarz yaşama biçimini model olarak sunmaktadırlar. "Onlar için, her yeni kadın (veya erkek) önemlidir."3 Onlar çapkınlık yaptıkça top­lumun gözünde etkileri arttırılır ve daha itibarlı hale getirilirler. Ve bu çalışmada görüleceği gibi sürekli değiştirilen birlikteliklerle, ta­rihte hiç bir toplumun kabullenmediği karmakarışık bir gayrimeşru ilişkiler ağı ortaya çıkmıştır.
 
Meselenin Künhü: Yabancılaşmada Yeni Boyut = Epistemik Çöküş
 
İbni Haldun yabancılaşmayı; kişi iradesinin mal ve servet karşı­sında yanlış bir tercihi olarak değerlendirirken, doyum bilmeyen ar­zuların peşinde, yıpratıcı bir alana doğru kaydına olduğuna dikkat çeker. "Bu hayatın bir sonucu olarak daima talep ve ihtiyaçlar arka­sından koşmak, birbiri ardınca ahaliyi yorar, üstelik bu tekellüflerin çok olan çeşitlerinden birini elde ettikten sonra, nefis diğer çeşitleri­ni de arzu eder. Bunun tesiri ile fısk ve fücur artar, meşru ve gayri-meşru yollarla geçinme vasıtalarını elde etmek üzere türlü çarelere başvurur."4
 
Süper dejenereler (mutlu azınlık), insani değerleri içi boş efsa­neler olarak topluma empoze eder; insanı, insanlıktan uzaklaştır­mak; insanın, insan dünyasına "efsane" demek, insan ile hayvan arasındaki farkı idrak edememek demektir. "İnsan efsanesini" yıka­rak, "hayvan insanı" "mutlu etmek" çabasına girerler ki, bu, oluş ge­reği imkansız bir durumdur.5
 
Klasik ve geleneksel değerlerini yok sayan bir anlayış sonunda geçiciliğin dayanılmaz anaforunda yok olmaya doğru gitmektedir. Kendisinin kendi ürettiği araçların elinde rehin olmasını öngören bir bilinçtir bu... Gelişmeler, Michel Foucault’un epistemik çöküş dediği olguyla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Akla gel­meyenin, yüreğe girmeyenin, ahlaka sığmayanın sıradan olaylar ola­rak algılandığı ya da algılatıldığı onursuz bir süreci yaşıyor insanlık ve Türkiye... Böyle bir duruma hayır diyebilen onurlu aydın tavrına öncelikle ihtiyacımız var. Hukukun üstüne ahlakı bina eden bir ya­şama üslubu belki de ihtiyacımız olan en elzem şeydir.6
 
Saygınlığım kaybetmesine rağmen basın, önermelerini sürekli tekrarlarla toplumun en aktif kesimi olan gençlere empoze etmekte ve buradan sonuç almaya çalışmaktadır. Gazeteci-yazar Aykut Işık­lar, bu etki­yi şöyle işaret eder: "Magazin haberlerinin topluma büyük etkisi var. Bir bilim adamının bir türlü veremediği mesajı bir kare resimle veren, damardan giren bir gazetecilik anlayışı bu. Bizim gibi top­lumlarda kaliteli ve üretken insanların fikirlerine değil, bir artistin, mankenin söylediklerine önem veriliyor. Ünlü kişilerin bir yanlış hareketi, hemen binlerce genç tarafından kopyalanıyor. Bu çok teh­likeli bir durum."7
 
İdoller eliyle yeni bir aile ve insan tasarımı yapılmaktadır. Bunun birinci yolu durumu anlamak ikincisi, doğru eserler, doğru projelerle toplumla ve değerleriyle birlikte yürümek. Türkiye’nin algı düzeyi, bunu gerçekleştirebilecek ekonomik ve düşünsel birikime sahiptir.
 
Mahmut Çetin
biyografi.net@gmail.com
 
KAYNAKÇA
1.Değişen Toplum ve Aile, Dr. Necmettin Turinay, Ankara 1996, sf. 146 
2.Bombacı Parmanides, Nabi Avcı, İşaret Yayınlan, İstanbul 1989, sf. 140 
3.Mahsun’a Yapılan Oyun, Oral Çalışlar, Cumhuriyet, 7 Ekim 1999
4.Yabancılaşma-İnsana Karşı Toplumsal Süreç, Sadık Kılıç, Rahmet Yayınla­rı, İstanbul 1984, sf. 35
5.Kendini Arayan İnsan, S. Ahmed Arvasi, Burak Yayınları, İstanbul b. ta­rih, 5. bs., sf. 150
6.Epistemik Çöküş, Özcan Yeniçeri, Ayyıldız, 11 Ocak 2000
7.Magazincilerin Tahtası Eksik, Zaman, 2 Aralık 1999

 
Yazarın Diğer Makaleleri...