MAKALE

Ömer ÖKSÜZ:"Yerel Yönetimlerimizin Çoğu, Alt Yapı Açısından Yerel Sosyal Politikalar Uygulamaya Hazır ve Müsait Değil."

Sosyal politikanın önemli bir aktörü olarak yerel idarelerin misyon ve konumunun nerede ve hangi noktada olması gerektiğini düşünüyorsunuz? (Planlama ve sosyal belediyecilik uygulamaları açısından.)
 
21. Yüzyılın daha başlarında olduğumuz bu dönemde, hızla gelişme sürecini tamamlamaya çalışan Türkiye'nin ciddi meseleleri, sorunları vardır. Konumuzla yakın ilgisi yok belki, ama bu sıkıntılardan biri de aydınlarımızın aynı dili konuşmamasıdır. Bu cümleden hareketle "sosyal politika" kavramının çok genel bir anlam ve biraz da muğlaklık taşıdığını kabul etmek gerekir. Bu muğlaklığı ortadan kaldırmak adına bu kavramı oluşturan "sosyal" kelimesini "toplulukla ilgili, içtimaî, toplumsal" anlamıyla; "politika" kelimesini de "siyaset" anlamıyla ele aldığımızda, toplum adına yapılan tüm planlama ve yatırımların bu kavram içine dâhil olduğu gerçeği karşımıza çıkar.
 
Eğer "sosyal politika"yı, devletin, toplumda yaşayan bireylerin en temel haklarını yerine getirdikten sonra, onların ekonomik durumlarını da toplum geneline uygun hâle getirme, bireyin bireysel gelişimine destek verme ve mutluluğunu artırma yönünde geliştirdiği politikalar olarak ele alırsak, daha özel planlama, uygulama ve yatırımları ifade etmiş oluruz. Bu daha doğru bir yaklaşım olur kanaatindeyim.
 
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, daha 2'inci maddesinde, devletin niteliğini belirtirken "sosyal" niteliğe vurgu yapmakta, "...demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir" hükmünü koymaktadır. Devletin "sosyal" niteliğine anayasal bazda vurgu yapılırken yeni bir kavram, "sosyal devlet" kavramı karşımıza çıkıyor. Nedir sosyal devlet? Sosyal devlet, fertlerin sosyal güvenliğini ve gelir dağılımında adaletin sağlanmasını gözeten devlettir. Sosyal niteliği olan bir devletin görevi, yine Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda ".kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak" olarak belirtilmektedir.
 
Bu bilgiler ışığında sosyal politikalar, bireyin temel hak ve hürriyetlerini genişletici, destekleyici olmanın yanı sıra, onun maddî ve manevî varlığını geliştirici sonuçları doğuracak nitelikte olmak durumundadır.
 
Sosyal politika kavramına kısaca bu şekilde değindikten sonra, yerel yönetimlerin, bu politikaların gerçekleştirilmesinde önemli aktörler olduklarını belirtip, bu aktörlerin hangi rol ile nerede durmaları gerektiği şeklinde şahsımıza yönelttiğiniz suale gelmek istiyorum. Yukarıda ifade etmeye çalıştığım gibi, eğer sosyal politikaları, devletin temel görevlerini yerine getirdikten sonra, toplumu daha müreffeh ve huzurlu hâle getirmek üzere uygulamaya koyduğu/koyacağı politikalar olarak kabul edip, bu minvalde düşünmeye devam edersek, sadece yerel yönetimler değil, devletin bizatihi kendisi sosyal politikaların planlayıcısı, uygulayıcısı olmak durumundadır. Bu, devlete yüklenmiş anayasal bir görevdir. Belediyeler de devletin sosyal politikalarının yerel ölçekte takipçisi, uygulayıcısı olmak durumundadır.
 
Yerel idareler (belediyeler) altyapı ve bilinç (istek) açısından yerel sosyal politika uygulamalarına hazır mı? Bu açıdan bakıldığında sosyal belediyeciliğin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
 
Yerel yönetimlerimizin çoğu, alt yapı açısından yerel sosyal politikalar uygulamaya hazır ve müsait değildir. Çünkü bireyin gelişimini destekleyecek sosyal politikaları uygulamak gerçekten ciddi bir altyapı, ciddi bir ekonomik güç gerektirmektedir. Bilinç açısından ise durum biraz farklılık arz etmektedir. Şu an itibariyle yerel yöneticilerimizin birçoğunun, yerel sosyal politikalar geliştirip uygulayabilecek donanıma haiz olduğuna inanmaktayım. Ancak şunu da belirtmek isterim ki sosyal politikaların neyi kapsayıp neyi dışarıda bıraktığına kesin bir karar vermeden yerel yönetimleri kendi başlarına bırakıp dilediğiniz sosyal politikayı uygulayın demek, zaten yeterince zihinsel farklılaşma içinde olan ülkenin daha da farklılaşmasını getirecektir. Düşünsel ve zihinsel farklılıklar, toplumların gelişmesi ve ilerlemesinde önemli bir etkendir. Yerel yönetimlerimizin kelimenin tam anlamıyla sosyal politikaları uygulayacak bilinç düzeyinde olduklarını söylemem çok zor. Aksi daha ağır basıyor.
 
Etkili sosyal Politikanın oluşturulabilmesi için yetkili yerel aktörlere (Belediye, İl özel İdaresi, STK'lar, Valiliğin uhdesinde olan sosyal kurumlar; SHÇEK İl Müdürlüğü, İl Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, vs.) ne gibi görevler düşmektedir? Aralarındaki işbirliği nasıl sağlanmalıdır?
 
Etkili yerel sosyal politikaların oluşturulabilmesi için, kurumlara yüklenen görevlerden çok o kurumları çalıştıran ve o kurumlardan hizmet gören bireylerin zihinsel yetkinliğinin sağlanmasının daha öncelikli olması gerektiği kanaatindeyim. Demokrasi kavramının bireyleri özgürleştirdiği kadar, bireylerin ve toplumun otokontrol mekanizmalarını geliştiren bir etkiye sahip olduğunu kabul etmeliyiz. Sınırsız özgürlük düşü yerine, farklılıklarımızı koruyarak birlikte yaşamayı öğrenmek ve ortak paydalarımızı her geçen gün biraz daha artırmanın yolunu bulmak durumundayız. Bu gerçekleştiği takdirde, yerel ya da merkezî kurumlar, tam da istenilen biçimde çalışacak, toplumun ve fertlerin mutluluğunu artırıcı sosyal politikaları üretecektir. işte o zaman, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melik Gökçek'in göreve gelmesinin ardından başlattığı ve belediyecilik anlayışında çığır açan "sosyal belediyecilik" kavramı, tüm Türkiye'de daha gür sesle dillendirilir ve daha bir aşkla uygulanabilir.
 
Belediyeler Kanunu'ndaki son değişiklikler ve il özel idaresinin yapısındaki oluşumlar, yerel yönetimlere sosyal politika bağlamında ne gibi yeni imkânlar sunmaktadır?
 
Sosyal belediyecilik, yerel yönetime sosyal alanlarda planlama ve düzenleme görevi yükleyen, bu çerçevede kamu harcamalarını sosyal amaçların gerçekleşmesine sevk eden, işsiz ve kimsesizlere yardım yapılması, sosyal dayanışma ve entegrasyonun tesis edilmesi ile sosyo-kültürel faaliyet ve çalışmaların gerçekleştirilebilmesi için gerekli olan altyapı yatırımlarının yapılması için bilinçli politikalar üretmesini öngören; bireyler ve toplumsal kesimler arasında zayıflayan sosyal güvenlik ve adalet mefhumunu güçlendirmeye yönelik olarak mahallî idarelere sosyalleştirme ve sosyal kontrol işlevleri yükleyen bir modeldir.
 
Sosyal belediyecilik kapsamında yürütülmesi öngörülen hizmetler, çok genel olarak şöyle sıralanabilir: - Kimsesizlerin, evsizlerin, sokak çocuklarının ve muhtaç kadınların barınma ihtiyaçlarını karşılamak - Gençlerin, engellilerin ve kadınların toplumsallaşmalarını sağlayacak merkezler açmak. - Öksüzlere çocuk yuvaları ve kreşler yapmak. - Yaşlılara huzurevleri tesis etmek.
 
- Kültür, sanat ve spor tesisleri açmak. - Tiyatro, sinema, kütüphane ve kültür merkezlerini mahallelere kadar yaygınlaştırmak. - Fakir, muhtaç ve yaşam mücadelesi veren kesimlere yönelik aş evleri ve imarethaneler kurmak. - Özürlüler için ulaşım, eğitim ve sosyo-kültürel ortamlarda kolaylık sağlayıcı tedbirler almak. - Beceri ve meslek edindirme kursları açmak. - Park-bahçeler ve piknik alanlarını yaygınlaştırmak. - iş kuracak kadın ve gençlere yönelik rehberlik yapmak, makine ve ekipman desteği sağlamak. -Tanzim satış mağazaları ve ekmek fabrikaları kurmak. - Gıda, kömür, ilaç, kırtasiye malzemesi yardımı yapmak.
 
- Toplumsal gruplar, sivil toplum kuruluşları ve kitle örgütlerine rehberlik etmek, onlarla dayanışma ve yardımlaşmayı geliştirmek. - Sağlık merkezleri, sağlık ocakları, gezici sağlık otobüsleri, öntanı merkezlerini hizmete sokmak. - Hastaneler civarında hasta yakınları için misafirhaneler oluşturmak. - Doğal dengeyi koruyan ve çevresel şartları düzenlenmiş ucuz konut alanları üretmek.
 
 
Ömer ÖKSÜZ
Ankara Büyükşehir Belediyesi 
Sosyal Hizmetler Daire Başkanı

 
Diğer Yazılar...