MAKALE

Türk(iye) Çingeneleri için bir sosyal politika denemesi olan bu çalışma, tarihsel dışlanmışlık bağlamında kültürel farklılık ve biraradalığın sosyolojik görünümlerini irdelemeyi hedeflemektedir. Eşitliklerimiz ve farklılıklarımızla birlikte yaşayabilme ve uygulanabilir sosyal politikalar oluşturabilmede Çingene kimliği ve kültürünün belirgin formları son dönem Çingene tartışmaları çerçevesinde değerlendirilecektir. Sosyal dışlanmanın tarihsel ve sosyal kaynakları nelerdir, olumsuz Çingene imgesi ve önyargısı nasıl kurgulanmakta ve kullanılmaktadır, toplumsal örgütlenme modelleri içerisinde Çingeneler nerede yer almaktadır ve Çingenelerin kendilerine ve içinde yaşadıkları topluma bakış açıları nelerdir, türünden sorular çalışmanın cevap aradığı sorgu alanlarını oluşturmaktadır.

Giriş
 
Çingenelerin Hindistan kökenli olduğu konusunda araştırmacıların büyük bir çoğunluğunun uzlaşı sağladığı görülmektedir. Bununla beraber sınırlı sayıda da olsa, Avrupa kökenli ve değişik köklerden gelen gezginci gruplar olduğu yönünde görüş bildiren araştırıcılar da bulunmaktadır. Yine de, Çingenelerin kullandığı dil ve kültürel özellikleri ile son dönemlerde yapılan genetik araştırmalar düşünülürse, Hindistan bağlantısı daha kabul edilebilir bir görüştür. Genel bir eğilim olarak, Çingenelerin göç tarihi konusunda araştırmacılar 5. ve 11. yüzyıllar arasındaki zaman dilimine işaret etmektedir. Açlık, kıtlık ve Hindistan içlerine yapılan saldırılar, göçe neden olan etkenler olarak sunulmaktadır. Göç yollarına ilişkin açıklamalar ise, dil örneklerine bağlı olarak çizilen rota çerçevesinde yapılmaktadır. Ancak dilsel temele dayalı bu yaklaşım, Çingenelerin neden ve hangi şartlar altında Hindistan'dan ayrıldıkları ve neden farklı göç yollarını izledikleri konusunda açıklayıcı olmaktan uzak bulunmaktadır. Ayrıca Çingenelerin Hindistan'dan ayrıldıktan sonra, nerede ve ne zaman görüldükleri konusu da belirgin değildir. Bu konuda oluşturulan kronolojik harita tartışmaları da beraberinde taşımaktadır.
 
Çoğu araştırmacı tarafından Çingenelerin Avrupa'da görülme tarihi, bir asimilasyon tarihi olarak gösterilmektedir. Çingenelerin farklı yaşam tarzları, kültürleri ve kendilerini koruyacak mekanizmalardan uzak bulunma özellikleri, bu asimilasyon için yeterli etkenler olarak sunulmaktadır. Çingeneler hakkındaki olumsuz sıfatlar, Çingene iş ve meslekleri, Çingenelere karşı olan uygulamaların somut göstergeleri olarak kabul edilmektedir. Kuşkusuz Çingeneler, Avrupa'da görülmeye başladıkları 13. yüzyıldan günümüze, kendilerine karşı uygulamaya giren pek çok yasa ile karşı karşıya kalmıştır. Fakat bugün gelinen noktada Çingeneler, kendilerini destekleyen kurum ve kuruluşlarla birlikte, yerel ve uluslararası örgütleri aracılığıyla önemli kazanımlar sağlamışlardır.
 
Çingenelerin Türk toplumuyla olan ilişkilerine bakıldığında ise oldukça eskilere gidilebilir. Selçuklu Türkleriyle başlayan ilk temasın ardından, büyük bir Çingene grubu Anadolu üzerinden Avrupa'ya geçmiştir. Yine, büyük bir Çingene grubu "Liva-i Çingâne" adı verilen bölgede (Trakya/Rumeli) ikamet etmiş ve belirli bir kısmı ordu ve devlet hizmetinde çalışmışlardır. Öte yandan Cumhuriyet döneminde, Lozan Antlaşması çerçevesinde Yunanistan'dan gelen ve sayıları kesin olmayan Çingene nüfusunun varlığı söz konusudur. Nüfus sayımlarında ise ırki özelliklere göre bir ayrım yapılmadığından bugün Türkiye'de yaşayan Çingeneler(Rom, Dom ve Lom)in sayısı hakkında birbirinden farklı rakamlar telaffuz edilebilmektedir.
 
Sosyal ve Ekonomik Görünüm
 
izmir ili Menemen ilçesi Kâzımpaşa Mahallesi'nde 2006 yılında gerçekleştirilen alan araştırmasının sonuçları, ülkemizdeki Çingenelerin görünümü açısından ve Çingenelerle ilgili uygulanabilir sosyal politikalar geliştirilebilmesinde örnek olarak değerlendirilebilir. Araştırmaya konu olan örneklem grubu 30'u (% 42,9) kadın, 40'ı (%57,1) erkek olmak üzere toplam 70 kişiden oluşmaktadır. Görüşülenleri doğum yeri özelliklerine göre değerlendirdiğimizde mahallede ikâmet eden Çingenelerin % 60'ı Menemen doğumlu, %18,6'sı ise Manisa-Kırkağaç doğumludur. Bu içgöç olayının yaşanmasında, Menemendeki iş imkânlarının çekiciliği ve akraba evliliğinin kabul görmemesi belirleyici olmuştur. Görüşülenlerin cinsiyetiyle medeni durumu karşılaştırıldığında, kadınla rın % 93,3'ünün evli, % 3,3'ünün bekâr ve % 3,3'ünün boşanmış; erkeklerin % 82,5'inin evli, % 10'unun bekâr, % 5'inin dul ve % 2,5'inin ise boşanmış olduğu görülmektedir.
 
Ankete katılanların cinsiyet özellikleri ile evlenme yaşı göz önüne alındığında kız çocuklarının % 48,6'sı için evlilik yaşı "1 6 yaş ve altı" sınırı içerisindedir. Bu oran 18 yaş ve altı grup için düşünüldüğünde % 91,4 gibi bir orana karşılık gelmektedir. Erkek çocukların evlenme yaşı oranı "1 6 yaş ve altı"nda % 42,9 olarak bulgulanmıştır. 18 yaş ve altında evlilik yapan erkeklerin oranı ise %75,7'ye ulaşmaktadır. Elde edilen verilere göre Kâzımpaşa Çingenelerinin erken yaşta evlilik yaptıkları görülmektedir. Bornova ilçesinde yapılan bir alan araştırmasında da Çingeneler arasında erken yaş evliliğine rastlanmıştı (Kolukırık, 2006). Kâzımpaşa Çingeneleri arasında genel bir eğilim olarak erken yaş evliliği nedeniyle, erkekler askerlik görevini yerine getirinceye kadar eşi, erkeğin ailesiyle birlikte yaşamak zorunda kalmaktadır. Her ne kadar ebeveynler erken yaş evliliğini onaylamasalar bile, kızların, 17 yaşına kadar evlenmemişlerse evde kaldıkları duygusuna kapıldıkları gerekçesiyle, bu tip evliliğe onay verdiklerini belirtmektedir. Bununla birlikte esas sorunlardan birinin ailenin ekonomik seviyesiyle ilgili olduğu belirtilmelidir. Ayrıca eğitim seviyesinin düşüklüğü ve uygun olmayan konut yapıları nedeniyle de erken yaşta evlilik bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.
 
Kâzımpaşa Çingeneleri arasında evlilikler çoğunlukla (% 54,3) anlaşarak yapılmaktadır. Görüşülenlerin evliliklerinde % 31,4 ile "görücü usulün", % 11,4 ile "kaçarak evliliğin" ve % 2,9 ile "akraba evliliğinin" ön planda olduğu görülmektedir. Görüşülenlerin, çocuklarının Roman olmayanlarla evlenip evlenemeyeceği yönündeki soruyla ilgili olarak; % 42'sinin "kendi tercihi", % 37,7'sinin "evlenebilir", % 20,3'ünün ise "evlenemez" seçeneğini tercih ettikleri görülmüştür. Bu anlamda ebeveynlerin Roman olmayanlarla yapılacak evliliğe olumlu yaklaştıkları söylenebilir. Alanda yapılan mülakatlarda da bu durum bulgulanmış ve Roman olmayanlarla yapılmış evliliklerin olduğu tespit edilmiştir. Roman olmayanlarla evlilik yapılmasını olumsuz değerlendirenler ise dışlanacaklarını ve ayrımcılık yaşayacaklarını ifade etmektedirler.
 
Kültürel bir özellik olarak Kâzımpaşa Çingeneleri arasında başlık parası geleneğinin varlığını sürdürdüğü görülmektedir. Ancak başlık parası olarak alınan para, kızın babası tarafından kızın çeyizine ve düğün giderlerine harcanmaktadır. Başlık parası 400-500 YTL olabileceği gibi bu rakam 5.000 YTL'ye kadar da çıkabilmektedir. Görüşülenler "resmî nikahın yanında dinî nikahın da önemli olduğunu" vurgulamaktadır. Çingene aileleri çoğunlukla iki veya üç çocuk sahibi oldukları gibi ideal çocuk sayısını da iki veya üç çocuk olarak belirtmektedirler.
 
Kâzımpaşa Çingeneleri arasında eğitim seviyesi oldukça düşüktür. Görüşülenler arasında okur yazar olmayanların oranı %30, ilkokul eğitimini yarıda bırakanların oranı % 1 7,1'dir. Görüşülenler arasında yüksek öğrenime devam eden yoktur. Eğitim seviyesinin düşük olmasında ebeveynlerin eğitim seviyesinin düşük olması ve ekonomik yetersizlikler etkili olmaktadır. Cinsiyet dağılımına
 
göre erkeklerin eğitim durumuna bakıldığında % 35'inin ilkokul mezunu olduğu, %32,5'inin ise okuryazar olmadığı görülmüştür. Görüşülen kadınların % 26,7'si okuryazar değilken, % 26,7'si ilkokuldan terk, % 16,7'si ise ilkokul mezunudur. Çocuklar okul ortamında öğretmenler tarafından bir ayrım yaşamasa da Çingene olmayan (Gaco-Gacı) okul arkadaşlarıyla iletişim kurmada sorunlar ve zorluklar yaşadıklarını belirtmektedirler. Bununla birlikte okul yaşamını bir farklılaşma ve kültürlerini kaybetme süreci olarak değerlendirdiklerini de vurgulamak gerekmektedir.
 
Görüşülenlerin ortalama gelirine baktığımızda aylık geliri 200 YTL'den az olanların oranı % 32,8; 201-300 YTL olanların oranı % 24,1; 301- 400 YTL olanların oranı % 1 5,5; 401-500 YTL olanların oranı % 5,2; 501 YTL üzeri gelir sahibi olanların oranı ise % 22,4'tür. Aylık 500 YTL ve altında olanların oranı % 77,6'dır. Evde kullandıkları eşyalar açısından kömür sobası, şofben ve televizyon en çok sahip olunan eşyalardır. Ayrıca Kâzımpaşa Çingeneleri, gelirlerinin büyük bir kısmını gıda giderlerine harcamaktadırlar.
 
Kâzımpaşa Çingenelerini yapılan iş ve meslekler açısından değerlendirdiğimizde erkekler çoğunlukla mevsimlik işler, hurdacılık, ayakkabı boyacılığı, müzisyenlik yapmaktadır. Görüşülenlerin % 25,7'si bir müzik aleti çalabilmekte ve küçük bir grup müzisyenliği iş/meslek olarak yapmaktadır. Kadınları sahip olduğu iş/meslek açısından değerlendirdiğimizde ise falcılık ve ova işi gibi işlere gitmekte; bohçacılık, çiçekçilik gibi işleri yapmaktadırlar. Kadınların çalışma yaşamında karşılaştıkları en önemli sorunlara bakıldığında; anne olmaları, alınan eğitimin çalışma yaşamının gereklerine uygun olmayışı, kadınların çalışma alanlarında ayrımcılık yaşaması gibi nedenler göze çarpmaktadır.
 
"Ailenizde sizden başka gelir getirici bir işte çalışan var mı?" sorusuna "evet" cevabı verenlerin yaptığı iş ve mesleklere baktığımızda % 29,7'sinin hurdacılık, % 18,9'unun işçilik ve %13,5'inin de müzisyenlik yaptığı görülmektedir. Genel anlamda yapılan iş ve mesleklerin sahip olunan eğitim seviyesiyle yakından ilişkisi vardır. Bunun dışında mevsimlik iş ve geçici iş yapma eğilimlerinin olduğu söylenebilir. Zira "baba mesleğini yapıyoruz" ifadesinin Çingenelerin iş ve meslek yaşantısını anlatmada sıklıkla başvurdukları bir tanımlayıcı olduğu bulgulanmıştır.
 
Görüşülenlerin % 74,1 'i Yeşil Kart'a sahiptir. % 20,7'si Sosyal Sigortalar Kurumuna bağlı iken % 5,2'si Bağ-Kur'a bağlıdır. Yeşil Kart'a sahip olan görüşülenler herhangi bir mesleğe sahip değildir. Yeşil karta sahip olanlar, geçici-mevsimlik işlerde çalışmaktadırlar.
 
Görüşülenlere "hangi kurum ya da kuruluşlara güvendikleri" sorulduğunda % 55,9'u valiliğe bağlı kurumlara, % 22,1 'i Belediye'ye güvendiklerini ifade etmiştir. % 10,3'ü ise diğer seçeneğini tercih etmiştir. "Diğer" cevabını seçenler "hiçbirine güvenmiyorum", "devlete güveniyorum", "paraya güveniyorum" ve "aileme güveniyorum" ifadelerinde bulunmuşlardır.
 
Kâzımpaşa Mahallesi'nde ikâmet edilen evlerin çoğunluğu gecekondu tarzı evlerdir. Evler yığma ve tek katlı olmakla birlikte aralarında iki katlı ve betonarme olarak inşa edilmiş evler de bulunmaktadır. Kullanım açısından ise aile içerisinde ailelerin yaşadığı konutlar bulunmaktadır. Mutfak, banyo ve tuvaletin ortak kullanıldığı bu evler, mevcut konutlara bir ya da iki oda eklemek suretiyle oluşturulmuştur. Genç evli çiftlerin babalarına ait evlerde ikâmet ederek, ortak kullanılan konutlarda yaşaması oldukça yaygın bir yaşam biçimidir.
 
Kâzımpaşa Çingenelerinin boş zamanlarını değerlendirme biçimlerine baktığımızda, akrabalarla ve komşularla beraber olmak, televizyon izlemek, kahveye gitmek ve ev hanımları için çocuklarla ilgilenmek ilk sıralarda yer almaktadır. Herhangi bir faaliyette bulunmadığını belirten % 38,6'lık diğer grup ise, bir şeyler ile uğraşan ve ortama göre hareket edenlerden oluşmaktadır. Çalışma yaşamı dışında mahalle dışına çıkma veya kent merkezine gitme durumu son derece sınırlıdır. Mahalle, bazı görüşülenler için bir sosyalleşme ve yaşamın sınırlarının çizildiği bir alandır. Özellikle okuryazar olmayan Çingenelerin ulaşım vasıtalarını kullanamamaktan mahalle dışına çıkmadıkları bulgulanmıştır.
 
Diğer bir sorun Kâzımpaşa Çingenelerinin dışlanmışlığıyla ilintilidir. Görüşülenlere göre, "Çingene olmayanlar (Gacolar), Roman ya da Çingeneleri hakir görmektedir; buna karşın, Alevîler ya da Kürtler hakir görülmemektedir." Gerçekte kendilerinin daha iyi vatandaş olduğunu vurgulayan görüşülenlerin % 27,1 'i "ayrımcılık" yaşadıklarını ifade etmektedir.
 
Uluslararası Etkiler ve Türk(iye) Çingeneleri
 
Son onlu yıllarda Türk(iye) Çingeneleri önemli bir tartışma alanını oluşturmaya başlamıştır. Bu tartışma alanının gelişiminde uluslararası etkiler ve demokratik gelişim düzeyi kuşkusuz önemli bir belirleyicidir. Özellikle Avrupa Birliğine üye olan ve üye olabilecek ülkelerdeki Çingenelerin durumu söz konusu hareketliliğin nedenlerindendir. Bilindiği üzere Romanya ve Bulgaristan'ın Avrupa Birliğine üyeliğiyle birlikte yaklaşık 3,5 milyon Çingene Avrupa Birliği vatandaşlığı hakkını kazanmış bulunuyor. Öte yandan Çingenelerin görece olarak sosyal ve ekonomik seviyelerinin düşüklüğü çerçevesinde yapılmak istenen birliğin sağlıklı bir entegrasyonu sağlayabilecek olması söz konusudur. Bu amaçla Çingenelerin yaşam koşullarının düzeltilmesi ve ortalama bir seviyeye ulaştırılması önemli bir hedef olarak görülmektedir. Bu süreç öte taraftan Roma adı altında bir birlik sağlanmasına doğru da ilerlemektedir.
 
Türkiye'nin de Avrupa Birliğinin aday üyesi olması, birliğin desteklemiş olduğu son dönem proje çalışmalarında Çingeneleri ilk sıraya taşımış bulunmaktadır. isveç Araştırma Enstitüsünün katkılarıyla istanbul'da 2003 yılında gerçekleştirilen Uluslararası Roman Sempozyumunu saymaz isek, somut anlamda Edirne Çingene Kültürünü Araştırma Derneği ve Ulaşılabilir Yaşam Derneği bu projelerde yer almıştır. Söz konusu proje ve sonrasında ortaya konan diğer projelerde Çingenelerin yaşam koşullarını iyileştirmek, durum tespiti yapmak ve bir kamuoyu oluşturmanın hedeflendiği savıyla ortaya çıkılmıştır. Bu projelerin hedeflerine ne oranda ulaştığı tabiî ki tartışmalara açıktır ve her bir proje kendi içerisinde tutarlıdır. Ancak dikkati çeken sorunsal, Türkiye'de son iki yıl içinde Çingene ya da Roman Derneği adı altında kurulmuş olan örgütlenmelerin ve hatta konfederasyonların durumu ve işleyişleridir. Bu yapılanmaların özellikle Avrupa Birliği veya herhangi bir kurumdan parasal destek alma çabası güttüğü gibi bir eleştiriye verecekleri bir cevaplarının bulunması gerekmektedir. Öte yandan söz konusu derneklerin ne büyüklükte bir üyeye ulaşabildikleri ve çalışmalarını kamuoyu ile paylaşabilmede sorunlarının bulunduğu üzerinde düşünülebilir.
 
Diğer bir sorunsal mevcut Çingene örgütlenmelerinin ulusal kurum ve kuruluşlar ile olan ilişkilerinde görülmektedir. Çingene derneklerinin kendilerini ne oranda anlatabildikleri ve yerel otoritelerle gerçekleştirmiş bulundukları projelerin ne üzerinden ilerlediği önemli bir noktadır. Çingene derneklerin yerel otoritelerle çoğunlukla mayıs ayı içerisinde etkinlik düzenliyor olması üzerinde düşünülmesi gereken bir alandır. Popülizmi ve siyasallaşmayı çağrıştıran bu tür etkinliklerin Çingenelerin gerçek sorunlarını çözmede katkılarının olmadığı ve olamayacağı dikkate alınmalıdır. Zira toplumsal örgütlenme modelleri içerisinde Çingene derneklerinin önemli sorumlulukları bulunmaktadır. Siyasal katılım görüntüsü de benzer sorunları taşımaktadır. izmir Bornova örnekleminde bulgulanmış olan sonuçlara göre (Kolukırık, 2006a), Bornova'da örgütlü hiçbir siyasi partinin yönetimi ve kurulunda görev alan Çingene kökenli üye yoktur. Siyasi partiler açısından Çingeneler "naylon" üyelerdir. Bu ilişkide Çingeneler için kazanım belediyelerde işe giren işgücü ve elde edilen erzak, giyecek ve maddi yardım gibi hediyelerdir. Bu noktada, Çingene konusu bir sorun olarak düşünüldüğünde, karşılıklılık ilişkisinin bir boyutu olarak bu işleyiş biçimi de mutlaka değerlendirilmelidir.
 
Hindistan topraklarından ayrıldıktan sonra görülmüş oldukları her dönem ve toplulukça "yabancı" ya da "öteki" olarak değerlendirilen Çingeneler, sosyal dışlanma sürecini yaşayan en belirgin gruplardan biri olarak yer almaktadır. Öyle ki Çingenelerin yüzyıllardır taşımış olduğu isimlendirme veya adlandırmalarında bu dışsallaştırma süreci belirgin olarak görülebilir. Çingenelerin almış olduğu bu dışsallaştırıcı adlandırmalar Çingene literatürü içerisinde önemli bir tartışma alanıdır. (Bakker, 2000:58, Hellier-Walsh, 2000:46, Sway, 1988, Lewy, 2000, Kenrick, 1993:1 5)
 
Çingene adının kökeniyle ilgili Avrupalı bilim adamlarının aksine Çingene adı, Eyüpoğlu'na göre, Farsça Çengiyân(Çengâne, Çingâne, Çingene)'dan gelmektedir. Çingenelere, başlangıçta "Çeng" çalmaları nedeniyle çalgıcılar anlamında Çengiyan denilmiş, daha sonra da bu, ağız farklılıkları yüzünden Çingân ve Çingene biçimine girmiştir (1998:146). Özkan'a göre ise "ilk olarak Türkçede kullanılan Çingene kelimesi 'çengi-gan' veya 'çengi-gane' yani çengicilik, çengilik yahut çengiler"den gelmektedir. Özkan'a göre bu kelimenin oyun, eğlence, çalgı ve dans gibi anlamlarda kullanılması önemli bir göstergedir. Dansöz kız ve kadınlar da çengi kelimesiyle ifade edilmektedir (2000:8). Bu anlamda hem Eyüboğlu, hem de Özkan, müzisyen olanlardan hareketle Çingene adının kökenine ilişkin tanımlama yapmaktadırlar.
 
Kuşkusuz Çingene ya da Roman adının tercihi grubun kendisine aittir. Ancak temel sorun, Çingene adının tarihselliği ve Osmanlı kayıtlarındaki 'Liva-i Çingâne' tanımlamasıdır. Çingene adı kullanılmadığında tarihsel ve kültürel bağlam nasıl korunacaktır. ikinci olarak yabancı bilim adamları ve yayınlar Türkiye'deki Çingeneleri tanımlamak için, çoğunlukla Çingene adını kullanmaktadır. Üçüncü olarak grup üyeleri arasında Çingene adını ve kimliğini kabul eden ve Roman adını yeni bir tanımlama olarak değerlendirenler bulunmaktadır. Dördüncü ve son olarak da Çingene olmayanlarda, Roman adının aynı zamanda Çingeneyi çağrıştırması ve kollektif bilinçteki yansımasıdır. Bu noktada Çingene ve Roman adının analizi ve neye karşılık geldiği sorusu ciddi bir tartışma alanıdır. Çingene adı noktasındaki olumsuz imgelerin yeniden düşünülmesi, kişi ve grup hakları bağlamında son derece önemlidir.
 
Tüm dünyada olduğu gibi, Türk toplumunda da Çingenelerin büyük bir çoğunluğunun, Çingene olduğunu ve bu kimliği taşıdığını söylemekten kaçındığı bilinmektedir. Bu durumun ortaya çıkmasında Çingene kelimesinin taşıdığı pejoratif sıfatlar belirleyici rol oynamaktadır. Roman adının tercih edilmesinde ise temel etken onlara göre "istenileni", "temizi" ve "tehlikeli olmayanı" çağrıştırmasıdır. Roman kimliği, içinde yaşanılan toplumla kurulmak istenen ilişki noktasında bir köprü ve anahtar konumundadır. Bu durum tersten bir okuma ile tam bir "zıtlık" hâlidir. Zira, Çingene olan "Ben Roman'ım." dediğinde kabul edilmekte, Çingeneliğini sürdürdüğünde ise reddedilmektedir. Zaten Roman kimliğini savunan Çingenelerin, Çingene ve Çingeneliğe karşı yapılan eleştirilere ciddi bir savunma yapmasının temel nedenlerinden birisi de budur. Çünkü "Biz Roman'ız." deseler de hem kendileri, hem de "ötekiler-gacolar" aslında onların Çingene olduğunu veya Çingene olarak tanımlandığını bilmektedirler. Son olarak çalışmanın sorgu alanı çerçevesinde değerlendirildiğinde, Tarlabaşı Çingeneleri arasında Çingene ya da Roman adı kullanımının, içinde yaşadıkları toplumun onlar hakkındaki düşüncelerinden önemli ölçüde etkilendiği görülmektedir (Kolukırık, 2006b). Çingene adının toplumsal imajına bağlı olarak çoğu Çingene, sosyal ilişkilerinde Çingene olduğu söylemekten kaçınmaktadır. Bu anlamda kendi kimliğini ifade edememe durumu Çingeneler açısından bir sorun olarak karşımızda durmaktadır.
 
Sosyal Dışlanmanın Tarihsel Kaynakları
 
Çingene tarihi ve sosyal dışlanmışlığı bağlamında elimizdeki kaynakların büyük bir çoğunluğunun Batılı kaynaklar olması Çingeneler üzerine yapılan çalışmalardaki en kısıtlayıcı özelliktir. Gerek Çingenelerin sözlü bir kültürün taşıyıcısı olmaları gerekse de Çingenelerin Hindistan'dan ayrıldıktan sonra geçmiş ve yerleşmiş oldukları ülke kayıtlarının yeterli düzeyde yayımlanmamış olması önemli bir eksiklik olarak yer almaktadır. Bununla birlikte Çingenelerin sosyal dışlanmışlığının en belirgin olarak kaynaklandırıldığı coğrafya Balkanlar ve Avrupa olarak karşımıza çıkmakta ve Çingenelerin bu topraklarda görülmesi bir asimilasyon süreci olarak değerlendirilmektedir. (Barany, 1998:5, Hancock, 1992:1 5, Huttenbach 1 992:35).
 
Öte yandan Balkan ve Avrupa devletleriyle Çingeneler arasında yaşanan bu ilişki biçiminin Türkiye bağlamında da, sınırlı olsa da, yaşandığını belirtmek gerekmektedir. Ayrıca Türk toplumunda da Çingenelere karşı var olan pek çok olumsuz önyargı ve imgenin kullanıldığı bir gerçektir. Daha da ötesinde Türkiye'de Çingeneleri sınırlayan ve 1934 yılında çıkarılmış 2510 sayılı "iskân Yasası'nın" varlığı açıklanması gereken bir belgedir. ilgili maddede Çingeneler, muhacir (göçmen) olarak kabul edilmeyen anarşistler, casuslar ve
 
ülke dışına çıkarılanlarla birlikte anılmışlardır. Bununla birlikte Balkanlar ve Avrupa'da olduğu gibi, Çingenelere yönelik olarak gerçekleştirilmiş bir asimilasyon politikasının güdülmediği belirtilmelidir. Zira yasanın yayımlandığı tarihten yaklaşık on yıl önce, 1 923 ve 1924'te büyük bir Çingene nüfusunu Müslüman olmaları nedeniyle Nüfus Mübadelesi'nde kabul eden Türkiye'nin dönemin konjonktüründen etkilenerek böyle bir yasayı çıkardığı düşünülebilir. Diğer taraftan, Ahmet Mithat Efendinin Çingene (Letaif-i Rivayat) (1870), Osman Cemal Kaygılı'nın Çingeneler (1972), Melih Cevdet Anday'ın Raziye (1992), Metin Kaçan'ın Ağır Roman (1 999) eserlerinde ve ayrıca Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlük'ünde (1988) ve İslam Ansiklopedisi'nde (1 977) Çingenelere yönelik olumsuz ifade ve tanımlamalara rastlanabilir. Bu tanımlamaların benzerlerini Türkçe anlatılar, fıkralar, deyimler ve filmlerde bulmak olasıdır (Kolukırık, 2005).
 
Çingenelerin bulundukları toplumlardan farklı kültürel formlara sahip olması sosyal dışlanmaya karşılık gelen Çingene imgesinin temel kaynağını oluşturmuştur. Özellikle, dil, giyim tarzı, müzik ve mesleki uğraşılar önemli belirleyiciler olarak yer almaktadır. Williams'a göre "her çağ ve dönemde olduğu gibi Çingeneler farklı yaşamları ve farklı yerlerden gelmelerinden dolayı evrensel olarak davetsiz misafir ve yabancı olarak görülmüştür" (1994:2). "Çingeneler hakkındaki genel tanımlama ve ana karakter, yabancı orijindir" (Mayall, 1988:71, Clebert, 1963:184, Okely, 1983:2)
 
Sosyal dışlanma bağlamında din konusu da önemli bir sorunundur. Literatürde Çingenelerin dinsel yaşamı hakkında oldukça farklı bilgiler olmasına rağmen, yine de Çingenelerin bulundukları ülkenin dinini kabul ettikleri yönünde bir anlayış vardır. Nitekim Chailand ve Rageau'ya göre "Çingenelerin dinsel inançları, bulundukları ya da yaşadıkları ülkelere göre değişmektedir: İspanya'da Katolik, Kuzey Avrupa'da Protestan, Rusya ve Romanya'da Ortodoks ve Türkiye'de Müslüman'dırlar" (1997:104). Bu görüş Fraser tarafından da desteklenmektedir. "Çingeneler bulundukları ülkelerin dinlerini kabul etme meyili içindedir. Her yerde gerçekte Allah'a inanmak noktasından uzak oldukları nedeniyle ve aslında dinsiz, Arap- Müslüman veya düzenbaz oldukları yönünde suçlanmışlardır. Bu durum Çingene dininin inanç ve pratiklerindeki eklektisizm olabilir" demektedir (1992:31 1).
 
Türkiye bağlamında Andrews, yerleşik Çingenelerin büyük çoğunluğunun geçmişte Hıristiyanlığı ve göçebe Çingenelerin de, görünüşte de, olsa Müslümanlığı kabul ettiğini belirtmektedir. Bunun dışında, Çingeneler kendi dini adetlerini de korumuşlardır. Bunların en önemlileri; büyük bahar festivali ve mayısın ilk haftasında kutladıkları Kakava'nın kurban edilmesi törenleridir (1992:196).
 
Özkan'a göre ise, Türkiye'de İslam inancına sahip olan Çingeneler, itikadi açıdan kendilerini Bektaşi-Alevî ve Sünni olmak üzere iki gruba ayırmaktadır. Özellikle göçer durumda olanların pek çoğu Bektaşi-Alevî Müslüman, yerleşik durumda olanların büyük çoğunluğu ise Sünni Müslüman olarak bilinmektedir. Göçerlerin Bektaşi-Alevî itikadını benimsemelerinin en önemli sebebi, onların Yörüklerle içli dışlı olmalarından kaynaklanmaktadır (2000:104). Fakat Özkan'ın bu sınıflamayı göçebelik ve yerleşikliğe atfen yapmış olmasına karşın, hangi Çingene gruplarının Alevî veya Sünni inanca sahip olduğu konusunda yeterli bilgilere sahip olmadığımız ortadadır.
 
Sonuç
 
Çingenelerin yabancı konumlarının göstergesi olan yasa ve uygulamalar, hem Hindistan hem de Hindistan'dan ayrıldıktan sonra varlığını korumuştur. Ancak göç öncesi döneme ilişkin uygulamalar hakkında, yazılı bir kaynağın olmaması nedeniyle sınırlı bilgiler söz konudur. Çingenelere karşı çıkarılan olumsuz yasa ve uygulamaların nedenini farklı yaşam tarzları ve kültürlerinin yanı sıra, Çingenelerin belirli bir bölgeye ait askeri, politik veya ekonomik güçten yoksun oluşları ve kendileri üzerine gelen saldırılara karşılık verememek olarak değerlendirmek olasıdır. Bugün gelinen noktada Çingenelerin Balkan ve Avrupa devletleriyle olan ilişkilerindeki bu gerginlik hâlinin devam ettiği görülmektedir. Bununla birilikte Çingenelerin ulusal ve uluslararası düzeyde örgütlenmeleri ve siyasal katılımdaki etkinliklerinin var olan ilişki biçimlerini yumuşattığı söylenebilir. Özellikle Avrupa Birliğine üye olan ve üye olacak ülkelerdeki Çingenelerin yaşam koşullarının düzeltilmesi ve birliğe entegrasyonu konusu bu husustaki en belirgin politika olarak yer almaktadır
 
Çingenelerin örgütlenme ve kendilerini ifade edebilme çabaları, Çingene yazınının oluşturulmaya başlandığı tarihle yakından ilgilidir. Ancak küreselleşmeyle birlikte örgütlenme çabalarında belirgin bir ivme yaşanmaktadır. Bu anlamda küreselleşme, farklı olarak gördüğü için yeni bir bağlam ortaya çıkarmıştır. Bugün gelinen noktada, Çingenelerin örgütlenmesi ve eylemleri, oldukça geniş bir alanda kendini hissettirmektedir. Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin tamamında Çingeneler, örgütlü olarak kamusal sorunlarda bir taraf olarak yer almaktadırlar. Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve Avrupa Birliği'nin destekleriyle örgütlenme konusunda geçmişe göre oldukça iyi imkânlar sağlanmıştır.
 
Genel anlamda, Çingenelerin her geçtikleri yer veya bölgede yeni bir isim almış olmaları üzerinde belirtilmesi gereken iki önemli husus vardır: Bunlardan birincisi, Çingenelerin geçtikleri yerler veya bulundukları ülkelerdeki halkların onları nasıl tanımladıkları ve bu tanımlamaların hangi anlamları taşıdığıdır. ikincisi ise, Çingenelerin kendilerini sunma ve tanımlamalarının bu isimlendirmeler altında devam ettirilmesidir. Bu iki husus Çingene olan ve olmayan arasındaki ilişkinin bir uzantısı olarak bir arada gitmiş görünmektedir. Ancak küreselleşmeyle birlikte, ortak bir kimlik belirleme çabaları, Çingene adı tartışmalarına yeni bir zemin hazırlamakta ve standartlaşma çabası yaşanmaktadır. Zira genel anlamda Çingene olarak tanımladığımız grupların kendi içlerindeki ayrımları ve adlandırılmaları, sosyal etiketleme ve sosyal kategorizasyon süreçlerinin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır.
 
Çingene adı ve kimliğine ilişkin yapılmış bu tanımlamaların, Roman veya Romani adı altındaki birleşme çabalarına rağmen gelecek dönemlerde de varlığını devam ettireceği söylenebilir. Zira bölgesel farklılıklar, mesleki ayrımlar, dinî inanışlar ve yaşam biçimleri itibariyle kullanılan tanımlamaların farklı olduğu görülmektedir. Konuyu Balkanlar ve Avrupa ülkelerinin dışında, Türkiye bağlamında değerlendirdiğimizde bile yine farklı isimlendirmelerin bölgelere göre verildiği ve kullanıldığı görülmektedir. Çingene, Roman, Arabacı, Esmer Vatandaş, Cano, Mutrip, Poşa gibi isimler yaygın bir biçimde ülkemizde Çingeneleri tanımlamak üzere kullanılmaktadır. Bu noktada Çingenenin veya Romanın kim veya kimler olduğu sorusunun açıklanması gereken farklı bir çalışma gerekmektedir.
 
Günümüz Çingeneleri bağlamında değerlendirildiğinde, oldukça farklı mesleklerin Çingeneler tarafından yapıldığını görmekteyiz. Çoğunluğu marjinal ve düşük prestijli işler olmakla birlikte eğitim, sanat ve müzik gibi alanlarda ünlü olmuş Çingeneler de bulunmaktadır. Bununla beraber, genel anlamda Çingenelerin teknolojik gelişime yeterli oranda tepki veremediği ve mesleki anlamda bir kargaşa durumunun yaşandığı açıktır. Küreselleşmenin artan etkisiyle birlikte, küresel mekanizmalara eklemlenememe diğer yoksul kesimlerde olduğu gibi Çingeneleri de bir bilinmezliğe sürüklemektedir. Bu anlamda sosyal ve ekonomik yaşamın getirdiği zorluklar, Çingeneler açısından derin yaraların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
 
Toplumsal kabul ve kimlik bağlamında bir kısır döngü içerisinde bulunan Çingenelerin, bu soruna ek olarak eğitim, konut, istihdam konularında önemli sorunlarının olduğu ve gelecek açısından da ciddi sorunlar ile karşı karşıya kalacakları ortadadır. Zira pek çok ülkede olduğu gibi eğitim seviyelerini düşüklüğü, sürekli olmayan işler, demokratik katılımdaki isteksizlik gibi faktörler onları bulundukları toplumun ötekisi veya yabancısı olmaya aday göstermektedir. Her ne kadar sürdürdükleri bu yaşam tarzı, yabancılık ve ötekilik konumu, onlara kendi kültür ve kimliğini devam ettirme imkânı verse de, ciddi sorunların taşıyıcılığı rolünü de yüklemektedir. Çingene kültürü ve kimliğinin analizi önemli olmakla birlikte, yapılacak projelerde kendilerinin de yer almaları projeleri başarılı kılacaktır.Bu noktada ortak bir akıl ve yol haritasının çizilmesi gerekli görülmektedir.
 
 
Yrd. Doç. Dr. Suat KOLUKIRIK
Yrd.Doç.Dr.Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyoloji Blm.
 
Kaynaklar
Andrews, Peter Alford (1992). Türkiye'de Etnik Gruplar, Çev. Mustafa Küpüşoğlu, Istanbul: Ant Yayınları.
Bakker, P.ve Kyuchukov, H., (2000), What is the Romani Language?, University of Hertfordshire Press, Hatfield.
Barany, Zoltan (1998), "Memory and Experience: Anti-Roma Prejudice in Eastren Europe", East European Studies, July, No.50.
Chaliand, Gerard ve Rageau J. Pierre (1997),
The Penguin Atlas of Diasporas, Penguin Books, New York.
Clebert, Jean Paul (1963), The Gypsies, P.Dutton & Co., Inc., New York.
Eyüboğlu, ismet Zeki (1998), Türk Dilinin
Fraser, Angus (1992), The Gypsies, Blakwell, Oxford.
Hancook, Ian (1992), "Introduction", The Gypsies of Eastern Europe, (içinde) Ed:David Crowe ve John Kolsti, M.E.Sharpe Inc., New York.
Hellier, Chris ve Walsh, Chris (2000), "All Roads Lead To Roma", Geographical Magazine, December, Vol. 72, Issue 1 2. Huttenbach, Henry R. (1992), "The Romani Porajmos, The Nazi Genocide of Gypsies in Germany and Eastern Europe, The Gypsies of Eastern Europe, içinde, Ed. David Crowe ve John Kolsti, M.E. Sharpe,Inc, New York.
Kenrick, Donald (1993), From India to the Mediterranean: The Migration of the Gypsies, Gypsy Research Centre, Paris.
Kolukırık, Suat (2005), Türk Toplumunda Çingene imgesi ve Önyargısı, Sosyoloji Araştırmaları Dergisi, Cilt 8, Sayı 2, Güz, s.52-71.
Kolukırık, Suat (2006a), "Sosyolojik Perspektiften Türk(iye) Çingeneleri: izmir Çingeneleri Üzerine Bir Araştırma", Uluslararası insan Bilimleri Dergisi, Cilt:3, Sayı:1.
Kolukırık Suat (2006b), "The Identity Perception Among Tarlabasi Gypsies", Gypsies and the Problem of the Identities, Ed. Adrian Marsh, Elin Strand, Transactions vol.17, Kitap Yayınevi, istanbul.
Lewy, Guenter (2000), The Nazi Persecution of the Gypsies, Oxford University Press, New York.
Marushiakova, E-Popov V. (2001), Gypsies in the Ottoman Empire, University of Hertfordshire Press, Hatfield.
Mayall, David (1988), Gypsy-Travellers in Nineteenth-Century Society, Cambridge University Press.
Okely, Judith (1983), The Traveller-Gypsies, Cambridge University Press.
Özkan, Ali Rafet (2000), Türkiye Çingeneleri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.
Sway, Marlene (1988), Familiar Strangers: Gypsy Life in America, University of Illinois Press, Urbana.

 
Diğer Yazılar...