MAKALE

Çingenelerin Türkiye'ye Geliş Öyküsü ve Sanayi Devrimi Sonrası Mesleki Çöküntülerin Çingeneler Üzerindeki Etkileri
 
Genel olarak Kuzeybatı Hindistan'dan çıkmış bir grup oldukları ve bugün Ortadoğu'dan Avrupa'ya kadar çok geniş bir alana yayılmış olan Çingenelerin Türkiye'ye gelişleri hakkında çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Bu rivayetlere göre, ilk olarak M.S. 990-1000 dönemlerinde Bizans topraklarının kalbine geldikleri söylenmekteyse de günümüz Çingene toplumu ile ilgili en önemli yaklaşım, Yıldırım Beyazid döneminde Suriye civarından getirilip Balkanlara yerleştirildikleri, orduda silahtarlık, nalbantlık, demircilik, kalaycılık gibi o dönemin kritik metal işçiliği işlerinde görevlendirildikleri ve özerk davranabilme imkânı sağlayan bir sancağa sahip olduklarıdır.
Süreç içerisinde islam'ı benimsemişler ancak özerk yapıları içinde diğer topluluklarla pek iç içe olmamışlardı. Endüstri Devrimi'nin metal işçiliğine dayalı klasik işleri tahrip etmesi ile birlikte ağır bir geçim sıkıntısına düşmeleri ve diğer toplumlara kapalı olan yapılarının iletişim kurma konusunda bir dezavantaja dönüşmesi, beraberinde dışlanmışlık ve ayrımcılık sorununun güçlenmiş bir şekilde karşımıza çıkmasına sebebiyet vermiştir. Bugün bize yabancı olmayan, yoksulluğun ve sefaletin yolsuzluk ve illegaliteyi beraberinde getirmesi olgusu her toplum için olduğu gibi o dönemin Çingene toplumu için de geçerlidir ve görülen bir miktar menfi örneğin bu ayrımcılığı pekiştirme konusunda nasıl bir etkiye sahip olduğunu düşünmek hiç de zor değildir.
 
Tarihsel süreç içerisinde Trakya civarında zaten belli bir oranda mevcut olan Çingene nüfusunun Cumhuriyetin ilk yıllarında görülen mübadele uygulamaları sonrası yoğun bir şekilde ülkemize göç ettiği ve popülasyonlarının arttığı görülmektedir. Ancak bu dışlanmışlık ve ayrımcılık sorununun ülkemizde de o dönemden bu döneme devam ettiği görülmektedir. Bu noktada bizim ülkemizdeki Çingenelerin geçmişleri ile ilgili diğer Avrupa ülkelerine göre temel farklılık, Sanayi Devrimi öncesi devlet tarafından stratejik hizmetlerde kullanılan itibarlı denilebilecek işlerle uğraşmış, devlet tarafından yok sayılmamış, toplumun diğer kesimleri ile ciddî problemler yaşamamış bir topluluk olmalarıdır. Yani geçmişten günümüze hep aynı kader çizgisinde devam edilmiş bir öykü söz konusu değildir.
 
Günümüzde Çingenelerin Karşılaştığı Sorunlar ve Sorunlar Karşısında Bugüne Kadar Karşılaşılan Yaklaşımların Genellenmesi
 
Günümüzde çingenelerin karşılaştığı sorunlar önyargılar, ayrımcılık, çifte standart ve ırkçılık gibi temel bileşenlerden türeyip dallanan ve çoğalan sorunlar olarak görülmektedir. Son zamanlarda pek çok araştırmacı bu konudaki tespitlerini daha yüksek sesle dile getirmektedir. Konuyla ilgili olarak, çingene araştırmacı-yazar Mustafa Aksu'nun çingeneler hakkındaki hurafe ve söylemlere karşı başlattığı mücadele ve bu hurafelerden ders kitapları ve sözlüklere kadar bulaşmış olanlarının bu yayınlardan çıkarılması adına verdiği başarılı hukuk mücadelesi oldukça çarpıcı bir örnektir. Çarpıcılığının temel nedenlerinden biri, Mustafa Aksu'nun bir bürokrat olarak Çingene kimliğini meslek hayatının sonuna kadar sakladıktan sonra bu mücadeleye girebilmesidir. Kuşkusuz kimse bu konuda onu, kariyer gelişimini, günlük hatta ailevi huzurunu koruma adına bu kadar süre beklemiş olmasından dolayı kınama hakkına sahip değildir. Her ne kadar kendisinin kitaplarında Çingene kökenine sahip olup bunu gizleyerek aynı savunma mekanizmasını kullanıp kariyerlerini koruma güdülerine dayalı hareket eden ünlü insanları deşifre etmesi (bir kısmı bundan şikayetçi değil) kendi davranışıyla bağdaşmasa da Mustafa Aksu'nun önyargılar ve baskılar olmadığında bu insanların fırsat eşitliği içerisinde toplumda önemli mevkilere yükselebileceği örneği ispat yönünden kuvvetli ama kişilik hakları açısından tartışmalı bir görünüm arz etmektedir.
 
Çifte standartlarla ilgili önemli bir örnek de 1. Uluslararası Çingene Sempozyumu'nda Nazım Alpman'ın bildirisinde şu sözlerle ifade edilmektedir:
 
Bu konuyla ilgili aynı sempozyumda bir başka bildiride Halim Yılmaz şunları söylüyor: "Toplumun ortak hafızasında barınan önyargılar ve devletin Çingeneler'in hayat koşullarını olumlu yönde etkileyebilecek ciddi adımlar atmaması sürdükçe, sosyal durumlarında kolay kolay bir değişiklik olmayacak gibidir. Özellikle büyük şehirlerde yaşayanlar için, büyük şehirlerin yaşam koşullarının zorluğuna paralel olarak, yoksulluk, eğitimsizlik, sosyal güvenlik yokluğu veya kriminalize olmak gibi sorunlar, Çingenelerin önemli sorunlarındandır. Çoğunluğun ön yargıları, klişeleşmiş olumsuz düşünceler ve sosyal armoniye yönelik hiçbir politik çaba gösterilmemesi sorunların aynen devamını sağlıyor."
 
Uluslararası Çingene sempozyumlarının organizesini ana hatlarıyla yöneten "Ulaşılabilir Yaşam Derneği"nden Hacer Foggo, kentsel dönüşüm yaklaşımı adı altında Sulukule ve başka bazı Çingene ağırlıklı nüfusun bulunduğu yerlerde gecekondu yıkımı şeklinde gösterilen çalışmalarla Çingene nüfusun izole edilmesi ve Çingene kültürünün yok edilmesine dönük bulduğu girişimlere karşı "40 Gün 40 Gece Sulukule Platformu" organizasyonu ile karşı bir duruş sergilemeye çalışmaktadır.
 
Konuyla İlgili Olarak Çingenelerin Muhataplık ve Resmî Makamlarla İletişim Sorunsalını STK'laşarak Çözmesinin Önemi
 
STK'laşma 2000'li yıllar itibariyle Çingene toplumunun gündeminde yer etmeye başlayan bir olgu olarak nihayet toplumda kendilerini ifade edebilmelerini sağlamaya başlamıştır. Henüz istenen seviyede olmasa da önemli derecede bir dernekleşme ve hatta çift başlı olsa da federasyonlaşma da görülmektedir. Bu konuda zaten toplumumuzda görülen nüfuz odaklı yaklaşım, bu yapılarda da kendini göstermektedir. Bu konuda farklı hassasiyetler üzerinden çeşitli çabalar da görülmektedir ki buna 2. Uluslararası Çingene Sempozyumu'nda Avrupa Komisyonu Delegasyonundan Lise Pate'in, konuşmasında konuyla ilgili olarak azınlık hakları bağlamında bir yaklaşım sergilemesini örnek gösterebiliriz. Ancak bu yaklaşım, Çingene STK'larından gelen "Biz azınlık değil bu toplumun aslî unsurlarından biriyiz." yaklaşımı, mevcut anlayışın reaksiyonel değil bütünleştirici bir yapısının olduğunu göstermiştir.
Bu reaksiyonel beklenti aslında çeşitli gruplar tarafından kaşınmakta olup devletin politikalarının onları yok sayması üzerine kurulu olduğu ve buna tepki gösterilmesi şeklinde bir stratejinin geliştirilmesi gerektiği söylenmektedir. Ancak bu konudaki temel sorun, esasen muhataplık ve iletişim sorununda gizlidir. Nitekim Tekirdağ Malkara Çingeneleri Derneği'nden Ertürk Meriç'in 2. Uluslararası Çingene Sempozyumu'ndaki konuşmasıyla dernek olarak ilçe kaymakamıyla kurulan sosyal diyaloğun ardından Halk Eğitim Merkezi ve Kaymakamlığın desteğiyle meslek edindirme ve okuma yazma kursları açılması, sakat arabaları temini gibi faaliyetlerin gerçekleşmiş olması, iletişim yoluyla sorunların çözülebileceğinin ve sosyal kaynaşmanın sağlanabileceğinin işaretleridir. Bu konuda Kırklareli Çingeneler Derneği Başkanı Zafer Süpürgeci ve diğer Çingene dernekleri temsilcilerinin verdiği benzer örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu konuda saldırgan yaklaşım yerine bu tür bir anlayışın pekiştirilmesi gerçekten önem taşımaktadır.
 
Entegrasyonun Sağlanması Konusunda Çözüm Odağı Olabilecek Muhtemel Aktörlerden Milli Eğitimin Rolü
 
Günümüzde sosyal entegrasyonla ilgili önemli sorunların başında eğitim konusu gelmektedir. Şöyle ki zaten eğitim seviyesi itibariyle okur yazarlık açısından bile sorunlu bir seviyede olan bir toplumun gençleri açısından, ilköğretimden itibaren özel bir hassasiyet taşıyan yaklaşıma ihtiyaç duyulduğu aşikârdır. Oysa bu konuda özel bir duyarlılık gösterilmeden devam eden alışılagelmiş yaklaşımların bu kronik durumun devamına yol açtığını söylememiz gerekir. Daha ilkokul seviyesindeki öğrencilerin okulda öğretmenleri ve diğer öğrencilerden ayrımcılık görmeleri veya horlanmaları, çocuğun okuldan soğumasına, devamsızlık yapmasına ya da isteksiz, başarısız bir öğrenci olmasına neden olmakta bu da onların tahsil hayatlarının diğer adımlarında ilerlemelerine engel olmaktadır. Oysa bu konuda görülen, başlangıçta kendilerinin bile inanmalarının güç olduğu ancak ardından iftihar ettikleri, başarılı örnekler, durumun makus bir kader olmadığını algılamaları ve kendilerine olan inancın yeniden tesisinde önemli sembollere dönüşmektedir. Bu konuda Romanist Derneği Başkanı Aydın Elbasan'ın Ulaşılabilir Yaşam Derneği ile birlikte çingene toplumu üzerine yaptıkları çalışmalar sırasında Çingenelerin onun yüksek tahsilli olmasına inanamamaları ardından bağırlarına basmaları oldukça dokunaklı bir örnektir. Bu noktada Milli Eğitimde öğretmenlerin bilinçlendirilmesi ve özel çaba sarf edilmesi gerektiği, bu yaklaşımla beraber bu öğrencilere özel ilgi gösterilmesi gerektiği açıktır.
 
Entegrasyonun Sağlanması Konusunda Çözüm Odağı Olabilecek Muhtemel Aktörlerden Diyanet Teşkilatının Rolü
 
Bu konuda gerekli yaklaşım tarihsel köklerimizde gayet açık bir şekilde yerini almıştır. Şöyle ki, Anadolu'nun islamlaşmasında ve toplumların kaynaşmasında dervişlerin oynadığı irşat ve tebliğ rolü benzeri bir yaklaşımı, günümüz Diyanet işleri Başkanlığı ve buna bağlı müftülükler de gösterebilir. Özellikle Çingene nüfusunun yoğun olduğu yerlerde bulunan camilerdeki din görevlileri, beş vakit dışında mahalle ve kahve ziyaretleri ile toplumsal yönlendirme, eğitim ve sosyal davranış modeli oluşturma konusunda önemli sosyal fonksiyonlar üstlenebilirler. Ayrıca diğer vatandaşların etnik köken itibariyle farklı olmakla birlikte aynı dine mensup olan Çingenelere karşı önyargılı tutum ve davranışlarını terk etmeleri yönünde de Diyanete büyük görevler düşmektedir.
 
Entegrasyonun Sağlanması Konusunda Çözüm Odağı Olabilecek Muhtemel Aktörlerden Yerel Yönetimlerin Rolü
 
Yerel yönetimlerin hepsinin olmasa da önemli bir kısmının sahip olduğu imkânların bu konuda yönlendirilmesi, etkili bir çözüm aracı olarak önemli bir potansiyel taşımaktadır. Örneğin belediyeler çeşitli mahallelerde açtıkları kadın veya gençlik erkezlerinde meslek edindirme veya okuma yazma kursları gibi toplumun değişik sosyal kesimlerini kaynaştıran değişik sosyokültürel programlar düzenleyebilirler. Bu tür merkezlerde düzenlenebilecek gerek ailelere dönük sosyal bilinçlendirme gerekse okul öncesi eğitim çalışmaları, zaten dezavantajlı olarak eğitim hayatına başlayan Çingene çocuklarının tahsil hayatlarında ilerleme meylinin artmasını sağlayabilecektir.
 
Konunun Çözümünde Teorik Altyapıyı Oluşturmada Akademisyenlerin ve Üniversitelerin Rolü
 
Bu konuda akademik camiada sorunların tespiti ve tarihsel gelişimi noktasında ampirik gözlemlere dayalı değerli çalışmaların yapıldığına şahit olmaktayız. Ancak sorunların çözümüne ilişkin olarak "nasıl"ın ortaya konulması noktasında spesifik sosyal politika yöntemlerinin sunulması ve akademik çevrelerin mevcut organizasyonlar konusunda bir çatı rolü oynaması gerektiğini düşünüyoruz.
 
Çingenelerin Sosyal Entegrasyonunun Sağlanmasında Merkezî Sosyal Politikaların Rolü
 
Tüm bu unsurlardan yararlanarak, oluşturulabilecek yeni sosyal politikanın uygulanabilirliği açısından merkezî yönetim ve hükümetlerin konuyu sahiplenmesi kaçınılmazdır. Şu ana kadar anlattıklarımız bu konuda tüm hatlarıyla oluşturulacak yeni bir sosyal politika yaklaşımını ortaya koymaktadır. Konunun aktörlerinin (Çingene vatandaşlarımız, STK'lar, Milli Eğitim, Diyanet Teşkilatı, yerel yönetimler ve akademik çevrelerin) toplumsal kaynaşmaya dönük çaba ve çalışmalarının merkezî yönetim ve hükûmetlerce desteklenmesi ve sahiplenilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde Çingenelerin toplumsal gelişme sürecinde diğer sosyal gruplar gibi başarılı olmaları mümkün değildir.
 
Bu konuda öncelikle bu son aktörün harekete geçirilmesine dönük çabalar hayatî önem taşımaktadır ve diğer aktörlerin de tüm imkânlarını zorlayarak çaba sarf etmeye devam etmeleri gereklidir. Tabiî ki bu konuda söylediğimiz çerçevede ulaşılacak başarılı sonuçlar, sonraki çalışmalara da referans olma noktasında ikna edici en önemli araçlardan olacaktır. 
 
M. Fatih DİNÇER
Sakarya Üniversitesi iktisadi idari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri ilişkileri Bölümü

 
Diğer Yazılar...