MAKALE

Bütüncül Belediyecilik Yaklaşımı Kültürel Belediyeciliğe Giden Yolda Bir Aşama: Sosyal Belediyecilik

Belediyecilik hizmetleri denilince, son yıllara kadar akla daha çok şehrin fizikî yapısına dair hizmetler gelmekteydi. Kullanımı daha eski yıllara dayansa da son yıllarda belediye hizmetleri denilince akla sosyal belediyecilik gelmeye başlamıştır.
Sosyal belediyecilik denilince kastedilen şey, daha çok belediye hizmet alanı içerisinde kalan ahalinin düşkünlerine aynî ve maddî yardım etmek olmaktadır. Sosyal devlet anlayışının bir yansıması olan sosyal belediyecilik, onun tüm eleştirilebilir yanlarını bünyesinde barındırmaktadır. Fiilî durum söz konusu olduğunda, mevcut anlayış bağlamında sosyal belediyecilik için söylenecek çok olumlu şeyler olmakla birlikte, dört temel konuda tenkit edilmesi gerekir. ilki sosyal belediyeciliğin, aşırı bir anlam ve uygulama daraltmasıyla, ihtiyaç sahiplerine maddî yardım yapma olarak algılanması sorunudur. ikincisi, bunun zaten böyle olması gerektiği gibi, bir meşrulaştırma yanılsaması sorunudur. Üçüncüsü, belediyeciliğin fizikî, sosyal ve kültürel boyutlarıyla bütüncül bir olgu olarak algılan(a)maması sorunudur. Dördüncüsü ise, sosyal belediyeciliğin, belediyecilik anlamında ulaşılması gereken en ileri aşama olarak kabul edilmesi sorunudur.
 
Sosyal belediyecilik, bu yazı çerçevesinde, bütüncül belediyeciliğin bir parçası olması ekseninde, kültürel belediyeciliğe giden yolda bir aşama olarak ele alınacak ve asıl olarak kültürel belediyecilik aşamasına gelinmesi ve meselenin bütüncül belediyecilik yaklaşımıyla ele alınması gerektiği öne sürülecektir. Ancak, bütün bunlara geçmeden önce, şehrin anlam evreni üzerinde durmak lazımdır. Zira, sosyal ve kültürel belediyecilik olgularının ötesinde, bütüncül belediyecilik olgusu ile şehrin anlam evreni üzerinden irtibat kurulacaktır. Bunun sebebi, doğru ve işlevsel bir belediyecilik için belediyecilikten önce şehri ve insanı anlama zaruretine inanmamızdır. Şehri anlamadan, şehrin anlam evrenine girmeden, insan ve şehir arasındaki özdeşliklere vakıf olmadan yapılan şeye belediyecilik denilemez. Bu sebeple, işe şehrin anlam evreninden başlayıp belediyecilik alanına, belediyecilik alanından sosyal belediyeciliğe, kültürel belediyeciliğe ve bütüncül belediyeciliğe doğru giden bir seyir takip edilecektir.
 
1. Şehrin Anlam Evreni
 
Geçmişten günümüze doğru gelindiğinde insanlığın şehirleşme yönünde bir seyir takip ettiğini ve deyim yerindeyse tekamül gösterdiğini söyleyebiliriz. Bu manada insanlığın serüveni şehrin serüveni veya insanlığın tarihi şehrin de tarihidir, denilebilir. Tarih ve zaman söz konusu olduğunda şehirleri üzerlerinde yaşanılıp geçilen mekânlar olarak değerlendirmemek gerekir. Şehrin üzerinde değil, içinde yaşanılır. Şehri zamanın ve mekânın içinde bir tünel olarak algılamak yanlış olmaz. Şehrin mukîmi, kendini bir ayağı tünelin bir ucunda, diğer ayağı diğer ucunda konumlandırmak durumundadır. Bu hâliyle söyleyecek olursak, bir şehirde yaşayan ilk insanlarla son insanlar aynı insanlardır. ilk insanlar zamanın ve mekânın ruhundan sızarak son insanlara kadar varlıklarını devam ettirirler, yani son insanlar ilk insanların devamıdırlar. Şehir böylece varlığını devam ettirir; o şehrin ahalisi tamamen değişse de, hattâ başka bir milletten olsa da, bu böyledir.
 
Nedense, şehir üzerine yazılan yazılarda ağırlıklı olarak mekân üzerine vurgu yapılır. Mekânın esrarı çözülmeye; insan, mekânda gezdirilmeye çalışılır. Zamana yapılan vurgu ise ekseriyetle mekânın peşinden gitmek içindir. Hâlbuki, şehir mekân değildir. Şehri mekân olarak algılamak, onu bir resme irca etmeye denktir. Şehri zaman ile irtibatlandırmak gerekir. Elbette, şehir sadece zaman da değildir. Doğrusu, şehir ne tek başına mekân, ne de tek başına zamandır. Şehir zaman-mekândır. Şehri zaman-mekân olarak aldığımızda, onu gerçek mahiyetine kavuşturabiliriz ya da ona gerçek mahiyetiyle kavuşuruz veyahut onun gerçek mahiyetine kavuşuruz. Şehir zaman-mekân olursa, ruhu da varolur.
 
Zaman-mekânın şehir olarak karşımıza çıkması yine bir zaman-mekân olan insanın çabası sonucudur. Şehri zaman-mekân olarak algılamayan insanın temel hatası, şehri zaman-mekân olarak algılamadan önce, kendisini doğru algılamaması yani kendisini zaman-mekân olarak algılamamasıdır. insanın zaman-mekân olarak algılanması gerektiği garip karşılanabilir ancak bunda garipsenecek bir şey yoktur. (Her) insan, insanlığın durağıdır. Kendisini insanlığın durağı gören insan, zaman-mekânı kendisi bilir ve kendisini zaman-mekâna ait kılar. Yani, kendisi, kendisi olur. Şehrin zaman-mekân olması da bu noktada başlar ve insan ve şehir, zaman-mekân olarak birbirlerine ait olurlar. Şehir, kendini ona ait görmeyene, esrarını açmaz. Şehrin esrarına vakıf olmayanın zaman-mekânla ilgisi yoktur. Zaman-mekânla ilgisi olmayanın kendiyle ilgisi yoktur. Şehir, mukîmi; mukîm, şehridir aslında. Mukîm bunun farkında olmasa da, şehir bunun farkındadır.
 
Şehir ile o şehirde yaşayanlar arasında zaman içinde bir duygusal bağ kurulur. Bunun sebebi, iki zaman-mekânın birbirlerinde mündemiç hâle gelmeleridir. Bu hâl sonucu, bir zaman sonra, o şehri, bir insanı sever gibi sevmeye başlarsınız. Zaman zaman konuşur, dertleşirsiniz şehirle. Sırlarınızı açarsınız ona, hiç kimseye söyleyemediğiniz sırlarınızı şehrin kulaklarına fısıldarsınız ve o, tarihle yaşıt kulaklarıyla sizin fısıltınızı duyar, duygulanır ve sırrınızı ebediyete kadar saklar; zaman-mekân olarak sizi zaman-mekâna ait kılar.
 
2. Belediyecilik
 
Şehrin anlam evreni ile kendi anlam evrenimiz özdeşse, o zaman belediyecilik denilen olgudan bahsetme zamanımız gelmiş demektir. Belediyecilik söz konusu olduğunda, şehri, felsefesi, hukuku ve sosyolojisi ile birlikte ele almak ve belediyecilik alanını bu üçünün kesişim alanı olarak belirlemek lazımdır. Yani belediyeciliği, bir manada şehrin anlam evreninde şehrin felsefesi, sosyolojisi ve hukukunun bir uygulama çalışması olarak görmek gerekir.
 
2.1. Şehrin Felsefesi
 
Şehrin felsefesi, şehrin ruhunu anlamak, şehirle ruhdaş olmak demektir. Şehir felsefesi yapmak, şehri, bir varlık anlayışına göre, bir âlem tasavvuruna göre tahayyül etmek demektir. Bu tahayyül, bizi şehrin aklı, hafızası, ufku, kimliği, tarihi, sesi, kıssası, rengi, kokusu ve aşkı ile vahdete getirir. Bütün bunlar şehrin ruhunu oluşturur. Şehrin ruhu o şehirde yaşamış, yaşamakta ve yaşayacak olan bütün insanların ruhuna nüfuz ettiği gibi, o şehrin çiçeğinden binasına, suyundan toprağına kadar her şeyini kuşatır. Şehri, o şehir yapan da asıl olarak bu ruhtur. Şehrin ruhu şehri yaşayanlar tarafından kendi ruhlarının derinliklerinde hissedilir ve yaşanır. Bu safhada şehrin ruhu ile ruhların şehri özdeşliği kurulmuş olunur. Şehrin ruhu bize, şehrin bir ruhlar şehri olduğunu gösterir. Şehrin ruhu, şehrin ilk insanından son insanına kadar herkesin, ilk taşından son taşına kadar her nesnenin ortak ruhudur. Bir şehre girdiğinizde bu ruhu hissedersiniz. insanın bir şehre girmesi kendi ruhunu bir ruh deryasına sokması, kendi şehrine girmesi ise, kendi ruhuna girmesi demektir. insanın kendi şehrinden ayrılmasının kendi ruhundan ayrı düşmek gibi etki yapmasının sırrı buradan gelir.
 
2.2. Şehrin Sosyolojisi
 
Şehrin sosyolojisinden maksat, şehrin cisimlenmiş ruhudur. Şehrin kendi toplumsal dokusunun birbirini tamamlayan parçalarının mekâna ait kılınan yapısını, o ruh bütünlüğü içerisinde şehrin her sakininde ve her sakini için görebilmek, şehrin sosyolojisinin belediyeciliğe amir olması ve belediyeciyi disipline etmesi anlamını taşır. Özellikle şehir ve belediyecilik denildiğinde, sosyalin içeriğini sosyolojik zeminde aramak gerekir. Sosyolojik bakış açısı, bize şehri kendi sosyal tarihinden ve sosyokültürel değerler evreninden ayrı düşünmememiz gerektiğini öğretmelidir. Şehrin sosyolojisi üzerinden yürütülecek bir belediyecilik yaklaşımı, şehirde, sosyo-kültürel değerler ile sosyo-kültürel davranışlar arasındaki olumsuz fark olarak niteleyebileceğimiz şehir sorunlarının ortadan kalkmasının anahtarını elde tutmanın bir başka adıdır. Mekânsal yapının sosyo-kültürel yapıyla anlam kazandığı şehir ortamında, şehrin ruhundan damıtılacak olan şehrin hukukunu yerli yerine oturtacak olan da bu yaklaşım olacaktır.
 
Şehri her bir şehir sakininde ve her bir şehir sakinini de şehrin tümünde görebilmeyi gerektiren bu bakış açısı, hangi toplumsallığı içkin olduğunun farkında bir birey olduğu bilinciyle şehir yaşantısını devam ettiren şehir sakininin kendi varlığını şehrin varlığı ile şehrin varlığını da kendi varlığı ile özdeşleştiren bir hayatiyete işaret eder. Bu hayatiyetin sürdürülebilirliği ise aşağıda görülen maddeler bağlamında şehir sakinin;
 
• Ben algısının,
 
• Şehir algısının,
 
• Şehre aidiyet ve mensubiyet duygusunun,
 
• Şehri sahiplenme duygusunun,
 
• Şehre taşıdığı değerlerin,
 
• Şehre kattığı değerlerin,
 
• Şehirde edindiği değerlerin,
 
• Şehre davranışının,
 
• Şehirliye davranışının,
 
• Kendi sosyal grubu içerisindeki davranış kalıplarının,
 
• Şehir donanımlarına davranış biçimlerinin,
 
• Ortak kullanım alanlarına davranış biçimlerinin,
 
• Taşıdığı kültür kodlarının,
 
• Şehirde temsil ve katılım durumunun,
 
• Şehirle uyumunun,
 
• Şehirle bütünleşmesinin,
 
• Şehirle olan duygusal bağlarının,
 
• Geldiği yörelerle ilgili bağlarının,
 
• Şehre dair gelecek tasarımlarının,
 
• Kendisine dair gelecek tasarımlarının,
 
• Şehir yönetiminden talep ve beklentilerinin,
 
• Şehirlileşme durumunun,
 
• Sivil bilinç eğiliminin,
 
nesiller bağlamında iletişim düzeyi ve bilinç değişiminin niteliğine ve niceliğine bağlıdır.
 
2.3. Şehrin Hukuku
 
Şehrin hukukunu, hukuk devleti veya hukukun üstünlüğü ilkelerinin de ötesinde, hukuk toplumu olmanın bir yansıması ve hukukun kendisini şehirde hissettirmesi olarak algılamak gerekir. Şehirde yaşayan kişi, o şehirde kendi hukukunu bilmeli, daha doğrusu o şehirde bir hukukun olduğunu kavramalı, bir başka ifade ile o şehrin bir hukukunun olduğunu idrak etmelidir. Şehrin yöneticisi, bu hukukun korunması için çaba sarfetmeli, şehrin sakinleri bu hukuka tâbi olduklarının şuurunda olmalı ve hukuka vakıf olmalıdırlar. Bir taşından bir çiçeğine, bir kuşundan bir bebeğine varıncaya kadar şehirdeki her canlı ve cansız varlığın bir hukukunun olduğu gerçeği asla unutulmamalıdır. Diğer taraftan hak kavramı üzerine temellendirilmiş bir ilişki biçiminin hâkim olduğu bir şehirde, ceza gerektirdiği için hukuka aykırı fiil ve uygulamalardan kaçınılması yerine, hak ve hukuk bunu gerektirdiği için ve daha da temelde şehrin bir ahlakının olması gerektiğinden hareketle, hak ve hukuka uygun yaşanan bir şehir hayatı egemen olacaktır.
 
3. Mevcut Sosyal Belediyecilik Anlayışına Eleştirel Yaklaşım
 
Yukarıda sosyal belediyeciliğin dört temel konuda tenkit edilmesi gerektiği ifade edilmişti. Burada bu dört hususu tek tek ele alabiliriz:
 
3.1. Anlam Daralması ve Uygulama Sorunu
 
Sosyal belediyeciliğin aşırı bir anlam ve uygulama daralmasıyla, ilgili yerdeki ihtiyaç sahiplerine maddî yardım yapma olarak algılanması en temel sorundur. Öyle ki, gerek uygulayıcılar ve gerekse halk, sosyal belediyeciliği yardım organizasyonculuğu gibi algılamaktadırlar, denilse haksızlık edilmiş olmaz. Hâlbuki, sosyal belediyecilikten asıl maksat ve bu bağlamda yapılması gereken şey, sosyal dokunun rehabilite edilmesidir. Eğer sosyal dokuda sorunlar varsa, bunun sosyal yapıda ve bir bütün olarak toplumda hem yatay hem de dikey düzlemde en başta yoksulluk ve yoksunluk olarak tezahür edeceği açıktır. Sosyal yapıyı oluşturan sosyal dokunun unsurları yapının kendi bütünselliği içinde tek tek ele alınarak, gerekli iyileştirme çalışmaları yapılmadan ya da asıl meselenin bu olduğu bilinmeden yapılacak sosyal belediyeciliğin, yani yapılmakta olan hâliyle yardım çalışmalarının nihaî bir çözüm olamayacağını açıkça söylemek gerekir. Bu sorunun kökünde devlet, belediye ve bir bütün olarak kamu yönetimi algılamasının yanlışlığı yatmaktadır.
 
3.2. Meşrulaştırma Yanılsaması Sorunu
 
Belediyecilik yardım yapma olarak algılanıp uygulama ağırlıklı olarak bu tür çalışmalara kaydırılınca, zamanla olanın meşrulaştırılması sorunu ortaya çıkmaktadır. Yani, toplumun bir kısmı doğal olarak zaten fakir olmalıdır ve birileri de onlara toplum adına yardım etmelidir gibi bir kabul ve bunu meşru görme sorunu vardır. Bu vasatta seyreden içtimaî ve beledî faaliyetler sonunda, muhtaç, ihtiyaç duyduğu şeye kavuşmuş olacaktır. Bu durumda toplum olarak ıskaladığımız şey, neden bir belediye başkanının her zaman yardıma muhtaç olmayanlar arasından çıktığı ve neden her seferinde yardıma muhtaç birilerinin mevcut olmaya devam ettiğidir.
 
Adil bir toplumda, bir başka deyişle hukuk toplumunda ya da hukuk şehrinde eğer bir insan bir nesneye, mesela kömüre ihtiyaç duyuyorsa ve onda o maddeden yeterli miktarda yoksa, bunun anlamı o toplumda yeterli miktarda kömür yok demektir. Lakin, bir toplumda yeterli miktarda kömür var da bir fertte yeterli miktarda yoksa, burada bir haksızlık, bir adaletsizlik var demektir ve adına sosyal belediyecilik deyip bu adaletsizlik meşrulaştırılamaz.
 
Sosyal belediyecilik dediğimizde, zihnimizde çağrıştırdığımız şeyler insanların temel ihtiyaçlarına tekabül etmektedir. Dolayısıyla, en az belediye başkanı ve yardım görevlisi kadar şerefli, haysiyetli konumuna sokarak yapılmakta olan şeye sosyal belediyecilik değil, sosyal ayıp demek daha doğru olur.
 
3.3. Belediyecilikte Doğru Algılanmayan Aşamalar Sorunu
 
Şekil 1 'de de görüldüğü üzere, sosyal belediyecilik ulaşılması gereken son aşama değil, aşılması gereken bir aşama olarak görülmelidir. Burada aşmaktan murat, bir daha yapmamak değil, takılıp kalmamaktır. Ulaşılması gereken aşama kültürel belediyecilik aşamasıdır ve sosyal belediyecilik, fizikî hizmetlere dayalı belediyecilik ile kültürel belediyecilik arasında bağlayıcı, bağdaştırıcı ve iletici bir aşama olarak ele alınmalı ve uygulanmalıdır. Diğer taraftan fizikî, sosyal ve kültürel belediyecilik "E" zemininde yapılarak verimliliğin artırılması gerekir. "E" zeminine oturtulmayan belediyecilik verim kaybına uğramaya mahkûmdur. Hâlâ, kağıt kalemle uğraşılıyorsa, şehre ait bir bilgi sistemi kurulmamışsa, bu sistemin mekânsal ilişkilendirilmesi yapılmamışsa, şehir sakinleri hâlâ pek çok hizmeti elektronik ortamda alamıyor ve belediyeye geliyorsa burada verimlilikten söz edilemez. Belediyecilik, ki en geniş anlamda şehir yönetimi, şekil 1 'de görülen bir yapıda örgütlenmeli ve hizmet üretmelidir.
 
3.3. Belediyeciliğin Bütüncül Bir Olgu Olarak Algılanamama Sorunu:
 
Belediyecilik denildiğinde, ilgili yaşam alanının fizikî dokusu, sosyal dokusu ve kültürel dokusu bir bütün olarak ele alınmalıdırlar. Fizikî hizmetler ile sosyal ve kültürel hizmetler tek bir hizmetmiş gibi görülmeli, bir bütün içerisinde birbirlerini tamamlayan parçalar olarak algılanmalıdırlar. Bu anlamda, mesela sosyal belediyecilik yapmak demek, fizikî hizmetlerin ihmal edilmesi anlamına gelmez. Eğer şehrin bir tarafında insanların suyu akmıyorsa, çöpleri alınmıyorsa, çevre düzenlemesi yapılmamışsa, çevre temizliği sağlanmamışsa, ama bunlar aynı şehrin başka bir yerinde varsa; burada en başta adaletsizlik yapılmaktadır demektir ve hiçbir şekilde bu insanlara sosyal değerden bahsedilemez. Bunun gibi, sosyal belediyecilik yapalım derken, bir şehirde yaşamaktan asıl gaye olan yüksek kültüre dair çalışmaları ihmal etmemek gerekir ama yüksek kültür dediğimiz yerde insanlar açsa, temel eğitim ve öğretim imkânlarından mahrumsa, sağlık ve beslenme sorunları varsa, burada yüksek kültür söylemi ve çabasının bir anlamı olmaz. Dolayısıyla, bir şehre katılacak olan değerler bir bütün olarak ele alınmalı ve birbirlerini besleyici şekilde üretilmelidirler.
 
4. Sosyal Belediyeciliğin Odak Konusu: Sosyal Dokunun Rehabilitasyonu
 
Sosyal belediyecilikte nihaî hedef, her talep edene talep ettiği yardımı vermek değil, belde sakinlerini yardıma muhtaç olmaktan kurtarmak olmalıdır. Yani, birey yapabilir olmalıdır. Bu bağlamda, bütüncül yaklaşım dikkatten kaçırılmaksızın, sosyal belediyecilik üç boyutlu bir harekat olarak telakki edilmelidir: Sosyal dokunun rehabilitasyonu, yoksulluğun azaltılması ve sıfır işsizlik.
 
Bunun tek başına belediyenin görevi olmadığını-olamayacağını ve dahası olsa bile, başarılamayacağını söylemek zaittir. Yerel, ulusal ve uluslararası kurumlarla girilecek ilişki ve işbirlikleri sonucu sosyal belediyeciliği yukarıda ifade edilen üç aşamasıyla uygulamaya koymak şarttır. Bu bağlamda, küresel çelişkilerin küresel yoksulluk ürettiği ve bunun yine küresel perspektifle çözülebileceği gözden ırak tutulmamalıdır.
 
Sosyal belediyeciliği aynî ve nakdî yardım dağıtımı olarak algılama yanlışı üzerinde yukarıda durmuş ve sosyal belediyeciliği üç ayrı ama birbirini bütünleyen unsur olarak ortaya koymuştuk. Şimdi, sosyal belediyeciliğin odak konusuna, yani sosyal dokunun rehabilitasyonu konusuna temas edebiliriz.
 
Bir şehrin sorunları, değerler ile davranışlar arasındaki farktan doğar. Dolayısıyla, değer katmanlarının içkin olduğu sosyal dokuya müdahale ederek birey ve gruplarda ortaya çıkan değer-davranış farkını azaltmak, yani sosyal dokunun rehabilitasyonunu sağlamak gerekir.
 
Sosyal Dokunun Rehabilitasyonu Ne Sağlar?
 
• Bireyin ben algısının şehir algısıyla özdeşleşmesine,
 
• Bireyin şehirle olan duygusal bağlarının gelişmesine,
 
• Bireyin şehre aidiyet ve mensubiyet duygusunun gelişimine,
 
• Bireyin kenti sahiplenme duygusunun gelişimine,
 
• Bireyin şehirlilik bilincinin gelişmesine,
 
• Bireyin şehre taşıdığı değerler, şehre kattığı değerler, şehirde edindiği değerler bağlamında bütüncül bir dönüşüm yaşamasına,
 
• Bireyin şehirde edindiği değerlerin pekişmesine ve bir üst düzeye taşınmasına,
 
• Bireyin taşıdığı kültür kodlarının şehir kültürü içerisinde erimesine,
 
• Bireyin şehirdeki davranış kalıplarının marazî durumdan kurtulmasına,
 
• Bireyin şehirliye davranış kalıplarının marazî durumdan kurtulmasına,
 
• Bireyin kendi sosyal grubu içerisindeki davranış kalıplarının marazî durumdan kurtulmasına,
 
• Bireyin şehir donanımlarına davranış kalıplarının marazî durumdan kurtulmasına,
 
• Bireyin ortak kullanım alanlarına davranış
 
kalıplarının marazî durumdan kurtulmasına,
 
• Bireyin şehirde temsil ve katılım sorunlarının çözümüne,
 
• Bireyin şehre uyumuna,
 
• Bireyin şehirle bütünleşmesine,
 
• Bireyin sosyal değer ve sosyal davranışları arasındaki farkın kapatılmasına,
 
• Bireyin-varsa-geldiği yörelerle ilgili bağlarının bulunduğu şehri törpüleyen özelliğinin ortadan kaldırılmasına,
 
• Bireyin şehre dair gelecek tasarımları ile kendisine dair gelecek tasarımları arasında özdeşlik kurulmasına,
 
• Bireyin şehir yönetiminden talep ve beklentilerinin sağlıklı bir zemine kavuşmasına,
 
• Bireyin sivil bilinç eğiliminin şehrin katılımcı, çoğulcu ve özgür yapısı içerisine kendisine yer açmasına ve şehrin daha sivil, daha katılımcı, daha çoğulcu ve daha özgür bir yapıya kavuşmasına,
 
• Bireyin nesiller bağlamında iletişim düzeyi ve bilinç değişiminin sağlıklı bir zemine kavuşmasına katkı sağlar.
 
5. Kültürel Belediyeciliğe Tırmanış ve Bütüncül Belediyecilik Yaklaşımı
 
Hangi kategoriye girerse girsin, bir şehirde yapılan hizmetin şehre yapıldığının farkında olmak gerekir. Şehirde yaşamaktan maksat, fabrikalarda, bankalarda, gökdelenlerde vb. çalışmak; apartmanlarda, villalarda ya da gecekondularda ikâmet etmek değildir. Şehirde yaşamaktan maksat, yüksek kültür üretmek ve yüksek kültür tüketmektir. Şehirde yaşamaktan maksat, yüksek estetik değer üretmektir. Bir köye güzel bir sokak yapabilirsiniz, o sokak o köyü şehir, o köylüyü de şehirli yapmaz. Bir köye bir kültür merkezi yapabilirsiniz, o kültür merkezi o köyü şehir, o köylüyü de şehirli yapmaya yetmez. Köye bir apartman da yapabilirsiniz ama bu, şehre dair bir anlam taşımaz.
 
Yine bunun gibi, dünyanın en güzel sokağını sizin şehrinize yapabilirsiniz. Ancak bu sokağın aynısını bir köye de yapabilirsiniz. Bu sokak, o köyü köy olmaktan kurtaramayacağı gibi, o şehri de şehir yapmaya yetmez. Yine dünyanın en güzel parkını sizin şehrinize yapabilirsiniz, fakat bu parkın aynısını bir köye de yapabilirsiniz. Bu park, o köyü köy olmaktan kurtaramayacağı gibi, o şehri de şehir yapmaya yetmez. Bütün bunları yaparken, kişi eğer bu hizmet ve etkinliklerin bir şehirde yapıldığının şuurunda değilse, bunların bir kıymeti yoktur. Bu sebeple, yerel yöneticilerin dikkatlerini en başta şehre vermeleri gerekir. Bir şehirde yaşadıkları, şehirli oldukları, yapılan bütün işlerin bu şehir perspektifiyle yapılması gerektiği akıldan çıkarılmamalıdır. Şehirde yaşamaktan maksat, şehrin varlıksal temeliyle ilintilidir. Şehir yüksek kültür üretilen, yüksek kültür tüketilen ve yüksek kültür sahibi olan insanların bu şekilde oluşmuş şehre ait değerler etrafında birleştiği bir yaşam alanıdır. Bu bilinç çerçevesinde üretilmeyen yerel hizmetler, şehre dair değer üretiminin bir yansıması olarak değerlendirilemez; bunların şehre ve şehirliye bir katkısı olmaz. Zira, şehir kendisinde ve kendisi için bir anlam evrenidir.
 
Bütüncül belediyecilik, her üç belediyeciliği de birer aşama olarak görür ve yine her birini birbirinin mütemmim cüzleri olarak vazgeçilmez telakki eder. Bu bağlamda, bütüncül belediyecilik şehrin değerleri olarak kabul ettiğimiz;
 
• Doğal değerler,
 
• Sosyal değerler,
 
• Kültürel değerler,
 
• Tarihî değerler,
 
• iktisadî değerler,
 
• Siyasî değerler,
 
• Sanatsal değerler,
 
• Entelektüel değerler
 
ve başlı başına bir değer olan "özgürlük" üzerinden bütüncül değerler üretir. Şehirli diyeceğimiz insan da bu değerlerin üretildiği ve tüketildiği yerde yaşayan varlık olacaktır.
 
Sonuç
 
Belediyecilik meselesinde bir bütüncül yaklaşıma ve bunun başarılı uygulamalarına olan ihtiyaç her geçen gün daha da artmaktadır. Bu çerçevede, sosyal belediyecilikten yola çıkarak temas ettiğimiz konular bu zarureti bir kez daha gözler önüne sermiştir. Merkezî hükûmet mi yapsın, yoksa belediye mi, tartışmasına kurban edilen şehirlerin buna daha fazla tahammülü yoktur ve artık bu kısır tartışmalar aşılarak bireyin yapabilir olduğu bir şehir ortamına doğru gidişinin yolları aranmalıdır. Bütüncül belediyecilik anlayışının sağlayacağı en önemli kazanım belki de bu olacaktır.
 
Şehri yaşayan bir canlı olarak almak gerekir. Yaşayan bir canlı olan şehir, sadece mekânsal boyutundan ibaret bir ortam değildir. Şehrin insanî yönü, sosyal ve kültürel boyutlarıyla ortaya çıkar. Fiziksel/doğal doku, sosyal ve kültürel dokuya göre anlam kazanır. Bu anlamın kaybedilmemesi ise mevcut anlam unsurları arasında kurulacak ilişki ağının sağlamlığına bağlıdır. Bu bakımdan, belediyeciliğin aslında bir çer-çöp ve odun kömür işi olmadığı, bunlarla ama bunların ötesinde bir anlam inşa etme ve anlam yaşatma çabası olduğu hakikatine doğru tekamül eden bir zihinsel yapıya sahip olmak, şehirler için en büyük talih olacaktır.
 
Mustafa ŞEN
GENAR Araştırma Genel Müdürü

 
Diğer Yazılar...