MAKALE

Darülaceze ismini anınca hafif bir hüzün çöküyor insanın üstüne. Yaşlılıkta yokluğun ve çaresizliğin adresi, kimsesizlikte kimsesi olmayanların kimsesi. Melankolik, ufka bakarken keder denizinde dalıp giden bakışlar... Bu haleti ruhiye ile gittim, Darülaceze'ye. Önce iki adam boyu yükseklikte duvarlardan müteşekkil bir kale karşılıyor, sizi. Vahşi ordulara karşı yapılmış bir  kale gibi. Özenle yerleştirilmiş taşlar ve üstündeki temiz sıva işçiliği, değil vahşi ordular, dünyanın ordusu gelse dayanacak kadar sağlam görünüyor. Haçlı işgalinden önceki Kudüs gibi, her dinden ve her milletten insanın huzur içinde yaşadığı küçük bir kale. Altından kadehler ya da gümüş şamdanlar değil kalenin hazinesi. Toplumumuzun en kırılgan, en naif ve zayıf bireyleri: Yeni doğmuş kimsesiz bebekler, kimsesiz yaşlılar ve yatağa bağımlı hastalar. Onları koruduğu kadar bir milletin asaletinin işareti olan bir şeyi; Merhameti koruyor. Diğerkamlık ve merhamet bu bir milletin sahip olduğu en asil hasletlerden. Çağlar ötesi bir ütopya gibi, her din ve dilden insana kapısını açan bu kurum, bilim kurgu kitaplarından çıkmış bir zaman yolcusu.  Zamanda hamiyetten şefkate giden bir gemi. Bu gemiyi gün geçtikçe daha güzel bir rotada  yüzdüren kaptanı Nevzat BAYHAN bey.
Nevzat Bey ile söyleşi yapmak için geldiğimi söylediğimde, Basın Biriminden Nevzat ÖZKAYA bey, an itibarıyla bir etkinlik olduğunu, ve Başkan Beyin orada olduğunu söyledi. Serde gazetecilik olduğu için fırsat bu fırsat deyip, etkinliğin olduğu tiyatro  salonuna gittim. Evet   Darülacezede tiyatro salonu var.  Darülaceze içinde bulunan Sadıka Sabancı Çok Amaçlı Salonunu binasının içinde güzel bir sahne. Melankolik ruh bir hali bir tarafa içeride gülen mutlu Aksakallı dedelerle, gülümsedikçe ışık saçan ninelerle  dolu bir salon.
 
Her gün muhakkak bir etkinlik gerçekleşiyor bu salonda. Hayır sahipleri gelip etkinlik düzenliyor. Kimi zaman bir sıra gecesi, kimi zaman bir tiyatro, kimi zaman da bir fasıl. Ama muhakkak bir etkinlik oluyor. Konuştuğum Darülaceze sakinleri milletimizden, devletimizden ve başkan Nevzat beyden duacı. Sanılanın aksine unutulmuşluk değil her zaman hatırlanmanın ve sıcak bir yuvanın verdiği keyifle dolu bir yer, Darülaceze.

Salonda yaşlı elleri kavrayıp gözlerine gülümseyerek bakıp, sohbet eden bir bey var. Darülaceze sakinlerinin etrafında pervane olan kişinin, Nevzat BAYHAN bey olduğunu yanımdaki Mustafa amcadan öğreniyorum. Bir oğlun annesini babasını kucaklaması gibi Darülaceze sakinlerini kucaklayan başkanı rahatsız etmeden etkinliğin sonuna kadar bekledim. Etkinlikten sonra Bab-ı Şefkatin üstündeki salona geçip, Darülaceze başkanı Nevzat BAYHAN bey ile söyleşiye başladık.

Okurlarımıza Kendiniz hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?
Tabi ki. Adıyaman'da dünyaya gelmişiz. Ama Adıyaman'da fazla kalmadım, sadece ilkokulu orada okudum. Daha sonra parasız yatılı sınavlarına girip, Kahramanmaraş'ta orta ve liseyi bitirdim.  Akabinde İzmir'de 9 Eylül Üniversitesi'nde Mimarlık ve Mühendislik Fakültesinde lisans eğitimimi tamamladım. Peşi sıra,uygulamalı olarak master yaptık. Doktorayı Ekonometride yapmaya çalıştık. Ders döneminden sonra bir burs imkânı çıktı. Burs ile ABD'ye gittim.Bu esnada evlendik, iki çocuğumuz oldu. Sivas'ın soğuğuyla meşhur yeri Temeltepe'de ulaştırma asteğmeni olarak askerliğimizi yaptık.  Burs fırsatıyla Amerika'ya gittik. Tabi o dönemde Ekonometriden ziyade Çevre Mühendisliği revaçta idi.  Bizde çevre üzerine Doktora yapalım dedik.  5 sene sonra Türkiye'ye gelelim dedik. Üniversite hayatı pek bize göre çıkmadı. Gazetecilik yazarlık ve saire derken, işin kültür ve sanat kısmı, yani insani kısmı daha yakın geldi. İşin mühendislik kısmından ziyade insani kısmı daha çok ilgilendiriyordu. Derken Büyükşehir Belediyesinin Kültür A.Ş.'nin Genel Müdürlüğü Görevine Başladık. Aşağı Yukarı 6 sene kadar orada görev  yaptık. Daha sonra da buraya, Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'na bağlı Darülaceze bünyesinde iki senedir idareci olarak bulunuyorum.  Bu arada 11. kitabımız baskıya hazırlanıyor, bir taraftan da makale, öykü, şiir  Yazmaya gayret ediyorum. Yaklaşık 50-60'a yakın dernek, vakıf ve sivil toplum kuruluşunda ya kurucusu  ya da üyesi olarak çalışmaktayım. Pek çok yabancı ülkede de çalışma fırsatı  buldum.  Burada da Darülaceze sakinlerine hizmet vermek için günün 18 saati buradayım.

Baskıya hazırlanan kitabınızın adı nedir? hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?
İsim konusunu tam olarak netleştirmiş sayılmam. Farklı isimlere açık olmak suretiyle adını şöyle koyduk: "Küreselleşme Kıskacında, Kültürlü Aile". Kültürlü Aile üst başlığı ile çıkacak ve bu başlığın altında "Küreselleşmenin  Kıskacında Kültürlü aile olacak" Aile ile ilgili bir çalışma, ailemizin şu anda yaşadığı sarsıntılar. Geniş ailenin, çekirdek aileye, oradan tek ebeveynli aileye evrilmesinin toplumumuza kazandırdıkları kaybettirdikleri üzerine, komşuluk ilişkilerimiz, çocuklarımız, yetimlerimiz, yaşlılarımız,  gençlerimiz ve sair. Bunları kısmen incelemeye çalıştım.  Madde bağımlılığının teknoloji bağımlılığına evrilmesi ve benzeri konuları çalışıyoruz. İnşallah kitap olarak çıktığında takdim ederim.

Çok teşekkür ederim. Kanaatimce kitap için Darülaceze bir laboratuar olmuştur?
Muhakkak, Sayın Bakan  Fatma Şahine de metin olarak sunduğumuz, görüşlerini aldığımız, rapor olarak da takdim ettiğim şeyler var.

Abdülhamid Han'ın Şefkat Padişahı" Olduğunu Görüyoruz

Darülaceze'nin kuruluşu ve Tarihi hakkında bilgi verebilir misiniz?
 alt 19. yy'dan başlamak lazım. 19. yy malum aliniz sıkıntılı bir dönem. Akbabaların bir canlı ölse de yesek dediği bir metaforu hatırlatır adeta... Etrafındaki süper güçler bu 600 yıllık imparatorluğun, koca çınarın devrilmesini bekliyorlar. Bekliyorlar ki, o devrilince, kıymığına kadar doğrasınlar. Abdülhamid Han, bu çınarın ömrünü 33 sene uzatan, uzatmaya çalışan büyük bir padişah. Her tarafta savaşlar var. Bir tarafta İngilizler önce Kıbrıs'a,  Mısır'a  saldırıyor. Eşzamanlı olarak İtalyanlar,  Libya'ya, Fransızlar Afrika ve Ortadoğu'ya saldırıyorlar.  Tabiri caizse Osmanlı coğrafyasında at koşturuyorlar.  Balkanlar isyan hareketleri  içerisinde oluk oluk tabiri caizse kan akıyor.  Kafkasya ve Ortadoğu ise  hala da huzur bulamadı. Ve burada da savaşların mağdurları vardı. Bu mağdurların en başında da dul yetim kimsesizler. gelmektedir. ve bunların sığınacakları bir yer olması lazım. Hani günümüzde Suriye'de sorun olduğu zaman Irak'a geçiyor, Ürdün'e geçiyor, Mısır'a geçiyor yahut da Türkiye'ye geliyor.  O zaman sığınacakları tek yer vardı: Malumunuz  "Mutluluk Yurdu" demek olan "Dersaadet"  vardı. Öyle bir seli İstanbul'un kaldırmasının mümkünü yok. Önce evler doluyor, sonra kamu kurumları, sonra parklar, bahçeler doluyor. Haliyle Yollar dilenen insanlardan geçilmiyor. Hayatını devam ettirme gayreti içindeki mültecilerden, yollar dolup taşıyor.  Abdülhamid Han her ne kadar birileri bize gençliğimizde  "Le Sultan Rouge" /"Kızıl Sultan" diye anlatmış olsa da "Müstebit Sultan" dese de; hayatına ve eserlerine baktığımızda, hiç de öyle olmadığı, tam tersine bir  "Şefkat Padişahı" olduğunu görüyoruz. Mesela Hareket Ordusu yola çıkmış geliyor, Muhafız Alayı diyor ki: "Bu gelenler gayr-i nizami, yani nizami harbi bilmezler, biz bunları yarım saatte biçeriz". Sultan; "siz ne yapıyorsunuz? Kardeş kanı mı dökeceksiniz?" diyor. Onlar; "Efendim sizi tahttan indirmeye geliyorlar."Sultan diyor ki; "Kardeş kanının dökülmesindense, bırakın tahtı ben canımdan bile vazgeçerim." Böyle bir padişah. "İnsanlık, onur ve gururuna aykırı bu hareket," diyor, sokaklardaki dul ve yetimin biçare bırakılması için. Diyorlar ki "Mekanlar dolu" sultan diyor ki; "Ben zaten yeni mekânlar diyorum." Bunun üzerine "Bir bina iki bina olmaz," diyorlar. "Bende bir şehir kurun diyorum" diyor.

Zenginlerin Gelebildiği Bir Sayfiye Yeri

İlginç bir insandır. Asla bir bilgiyi tek kanaldan almaz ve o bilgiye itimat etmez. Heyecanlanıyor ise o bilgi ile ilgili, üç-dört yerden de teyit almıştır. Mesela, bununla ilgili mühendisler, mimarlar bir yer bulmuşlar, Haliç'in kenarında. Günümüzdeki Bahariye Mevlevihanesi'nin hemen yan tarafında. Hemen Saray doktorlarını da gönderiyor, "gidin bakın bakalım, uygun mu?". Onlar baktıktan sonra diyorlar;" Efendim, çok güzel ancak, yaşlıların ve acezelerin de burada kalacağı düşünüldüğü hasebiyle, nem oranı rutubet oranı çok yüksek". E nasıl olmalı? "Biraz daha bakıma müsait olmalı, temiz ve ferah olmalı." diyorlar.  Uzun çalışmalardan sonra,  Ok meydanı tespit ediliyor. Ok Meydanı günümüzdeki gibi değil. Sadece Okçular Tekkesi var. Onun dışında da tek bir bina yok.  Burası bağlık, bahçelik, ormanlık bir alan.  Az ilerisi dutluk, öyle bir yer.  İstanbul'un  sayfiye yerin herkesin gelemediği, büyük zenginlerin ancak gelebildiği bir yer. Özel arabası, faytonu olacak ki öyle gelebilir. Malumaliniz hemen arkası Sadabad. Diyorlar ki orası efendim hem engebeli bir arazi, hem de özel mülkiyet. Dolayısıyla kamulaştırılması gerek. Yapın o halde diyor sultan. Ama Maliye Nazırı para yok, diyor. Parayı ben bulacağım diyor. Parayı da nereden bulacak? Varını yoğunu cepheye göndermiş. Bütün şahsi eşyalarını topluyor. İstiklâl Caddesinde bir müzayede hanede satışa sunuyor.  Buradan 7.000 Osmanlı Altını Temin ediyor.  Bu da yetmiyor tabi. Aile efradından  temin ediyor. Ne kadar Yüzük kolye küpe var ise,  hatta nişan yüzüğü bile, hepsini topluyor.  Onları paraya dönüştürüyor. 10.000  Osmanlı Altını da öyle  elde ediyor. Yani 17.000 Osmanlı Altını ile başlanmış oluyor. Daha sonra vergiler, bağışlarla  ve sair ile  tamamlanıyor.

Buranın ilginç tarafı tabii, bir şehir olarak planlanmış olması. Niye şehir diyorum; İstanbul gibi surları vardır.  Bir şehirde neye ihtiyaç var ise,  onunla ilgili iş ocağı kurulmuş. Diyelim ki terzihane; elektrikhane, fırın,  su temin istasyonları, hatta inanamayacaksınız ama matbaası dahi var. Bir şehrin neye ihtiyacı var ise var. İstanbul'a bir şey olması halinde bir sene kendine yetecek bir  altyapı ile kurulmuştur. Matbaayı hâla kullanıyoruz. Evraklarımızı o matbaadan basıyoruz. Öyle de güzel bir sistem var ki, buranın sakinleri  o bahsettiğim iş ocaklarında çalışıyor.

Diğer tarafta ise medeniyet algımızı herkese yansıtacağımız bir buket adeta. Buraya gelirken girdiğiniz o kapının adı Bab-ı Şefkat; bu şu demek şefkat sahipleri ile şefkate ihtiyacı olanların çalacağı kapı.  Onlar şefkat için çalacaklar. Şefkat sahipleri de bakmak için çalacaklar.  O kapıdan girince sizi hemen bir abide karşılar. Mefaret Sütunu, yani övünç sütunu. Övünç sütunun içinde olduğu bahçe geniş bir bahçe. O sütun merkez kabul edilir, sağ tarafı, yani güney tarafı, Müslümanlara, kuzey tarafı, gayr-i Müslimlere ayrılır.
119 senedir, Havra, Camii, Kilise, aynı bahçede

Peki Şuan da hâla böyle mi?
Gayri Müslim sayısı az olduğu için karışık kalıyorlar.  Sağ tarafta bir camii yapılıyor.  Bir hamam, bir hastane, ayrıca 6-7 bina, daire diyoruz bir burada. Sol tarafta ise, hamam hastane ama iki kilise yapılıyor. Yani yapıldığında 1 camii iki kilise var. Neden? Çünkü Ermeniler, Rumların Kilisesini kullanmıyor. Yani ortodokslar katoliklerin  kilisesini kullanmadığı için o inceliği göstermiş. Bakın, Savaş şartları. Kimse neden ona bu kadar değer verdin, şuna değer vermedin diyemez. Onların yüzünden savaşa giriyoruz demiyor, pozitif ayrımcılık yapıyor. Onların lehine yani, Gayr-i Müslimlerin lehine pozitif ayrımcılık yapılıyor. Daha sonra Yahudi tebaa da gelince,  o kiliselerden bir tanesi Havraya dönüştürülüyor. Ve 119 senedir, Havra, Camii, Kilise, aynı bahçede arada engel olmadan bir arada duruyor. Gelen yabancı misafirlere de söylüyorum: "Sene 2014, halâ bir başkentte Cami olsun mu olmasın mı?" tartışması var. Biz oradaki Camiilerimizi tamir edelim, restore edelim dediğimizde müsaade edilmezken, burada mezhepler arasındaki fark düşünülerek ayrı ayrı ibadethane inşaa ediliyor. Hangi şartlar da? Savaş şartlarında. Beş kuruşun bulunmadığı  zamanlarda ve yabancı devletlerle savaşıldığı zamanlarda.

Küçük  sakinleriniz  kaç yaşına kadar Darülacezede? Onlar için okul-atölye v.b. var mı?
Bizim 18 yaş ve üstü için, rehabilitasyon merkezimiz var. Orada hünerlerini konuşturabiliyorlar. Yani daha önce bir işle ilgilenmiş ise, çorapçılık, nakışçılık,  dokumacılık veya şiirdir, sazdır, musikidir... Bunlarla ilgili kabiliyetlerini geliştiriyorlar. Bir de bu kabiliyetlerin keşfedilmesi için çalışmalar var. Mesela İsmail ACAR, Türkiye'nin en önemli ressamlarından biridir, burada atölye açtı. 15 kadar ressam yetiştirdi. Şiir kulübümüz var. Orada 15 kadar bayan şair yetişti. Onların kitaplarını basıyoruz.  Mesela kitap fuarına o kitaplarla katıldık. Şairler şiir kitaplarını imzaladılar.
Bebekler ise 0-3 yaş grubu olduğu için, o yaş grubunun ihtiyaç duyduğu öğretmenler tarafından, anneler tarafından eğitiliyor. Hem öğretmenleri var hem de Anne dediğimiz, bebeklerin gıda ihtiyaçlarını karşılayan, bakımını yapan  görevliler var. 3 yaşını bitirdiği zaman, Bakanlığımızın Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü var. Onlarla irtibata geçiyoruz. Onlar orada evlatlarımızın bütün örgün okul eğitimlerini veriyorlar.

İçeride Tiyatro salonunda ilkokul orta okul öğrencileri görmüştüm. Onlar o zaman ziyaretçiler. Sakinleriniz adına çok mutlu oldum. Nihayetinde torun sevgisinden de mahrum kalmıyorlar.

Onlar 23 nisan kapsamında tiyatro seyretmeye ve sakinlerimizi görmeye gelmiş ziyaretçiler. Benzeri ziyaretleri çok önemsiyoruz. Buraya gelen insanlar ziyaretçilerle değerleniyor, kendilerini değerli hissediyorlar. Kimse gelmese moralleri bozulur. Bayramlarda bir hafta kala süslenirler, ziyaretçilerimiz gelecek, çocuklarımız gelecek diye.  Bazıları da sene, içerisinde sık sık gelenler var, onları evladı olarak görüyor. Onu bekliyor. Bu yüzden genç yaşta çocukların gelmesi, misafirlerin gelmesi,  onların çocuk sevmeleri kendilerini kimsesiz hissetmelerinin önüne geçiyor.

İnsanlar Yaşadıkça, Yaşlandıkça Bu Tür İhtiyaçlar da Artacaktır

Darülacezede ikamet edenlerin sayısı nedir?
Sakinlerimizin sayısı 530. 27'si 0-3 yaş arası yavrularımız.

Yardıma muhtaç insanların bakımı ve korunması alanında sizce ülkemizdeki imkânlar yeterli mi?
Deminde arz ettiğim gibi, pek çok ülkeyi görme fırsatım oldu.  Gelişmiş olanlarını da, az gelişmiş olanlarını da gezdim. Sosyal devlet meselesinde Türkiye'miz epey bir mesafe kat etti.  Tabi şu anda yaşlı nüfus da gittikçe artıyor. Devletimiz  o kadar alternatifler sıralamış ki, merkezi idare ve yerel yönetimler, bu konuda çözümler üretmişler. Evde bakım hizmetleri veriliyor mesela, mümkün mertebe ihtiyaç sahibinin yerinde bakılıyor. Sevgi Evleri var mesela, Bilgi Evleri var yine. Gençler eğitilmeye çalışılıyor. Ve bunların hepsi ücretsiz yapılıyor.  Bir de özel bakım evleri var. Eğer 500 liradan az ise, onların iki asgari ücret kısmını devlet karşılıyor ve özel bakım yaptırıyor. Bir bakıma da özel sektöre mecra açmış oluyor.  Diğer tarafta da bizim gibi, Darülaceze gibi tarihi kurumların desteklenmesi konusu  da var.  Mesela Kayışdağı'nda belediyemize ait bir Darülaceze daha var. Ve bu çapta Türkiye'nin pek çok yerinde huzur evleri bakım evleri var.  Engelli evleri gibi, mekânlar var kuruluyor.  İhtiyaç var mı? İnsanlar yaşadıkça, yaşlandıkça bu tür ihtiyaçlar da artacaktır. Ama şunu da eklemek gerek: Türkiye'miz son 10-15 senedir, yaşlısına, gencine sahip çıkmak konusunda daha iyi noktalara geldi.

Kapıdan girdiğinizde bir şehirle karşılaşacağınızı tahmin ediyorsunuz. Fakat matbaasının olduğunu da işitince  epey şaşırdım.   Fazlası olan bir kurum, eksiği yok. Ecdadın asırları aşan vizyonunun neticesi. Fakat Darülaceze'de olsa idi iyi olurdu diyebileceğiniz bir tesis ya da  hizmet var mı?

Şimdi tabi, 1890'ların şehri mükemmel olarak kurulmuş. Tabi günümüzde yapılanlar çok modern ama bu tarihi dokuyu bozmayacak şekilde yeni bazı binaların eklenmesinde fayda var. İyi bir rehabilitasyon merkezimiz var. Ama çok iyi bir rehabilitasyon merkezimiz olması çok iyi olurdu.  İdari binaların ve sosyal yaşam alanlarının biraz daha arttırılmasında   fayda olurdu.  çünkü zaman ilerledikçe, insanların ihtiyaçlarındaki kalite  anlayışı da değişiyor.  Daha önce burada koğuş sistemi vardı. Göreve geldiğimde 12-15 kişilik  koğuşlarda kalıyorlardı. Şimdi biz onu 6'ya düşürdük.  İdeali bunu 2-3'e düşürmek.  Banyo ve tuvaletin de içersinde olduğu suit odalar  şekline dönüştürmek.  onunla ilgili de bir projemiz de devam ediyor.  proje çiziliyor. İl özel idaresi  sağ olsun bunun sponsorluğunu da yapıyor.  Biter bitmez de uygulamasına bakacağız.  Yani buradaki sakinlerimiz suit odalarda kalacaklar.

Osmanlı-Rus harbinden ötürü yerinden olan tebaanın gelişi gibi, tabi kati surette aynı şey değil fakat Suriye'den Türkiye'ye gelenler için Darülaceze bir örnek olabilir mi?
Yarın öbür gün kimsesi kalmamış Suriye'liler olacaktır.  Bunlar kendisine de yetemeyecek duruma da gelebilir. Gelenlerin arasında kimsesi kalmamış, hayata da tutunacak dalı kalmamış, kendisine de bakacak durumda olmayanlar olacaktır. İşte bunların yerleştirilmesi gerekecektir. Şu anda öyle zannediyorum ki, detaylarını bilmemekle beraber,  bu gibi şeyler düşünülüyor diye  düşünüyorum. Çünkü şimdilik bir sıkıntı yok. Kimsesiz kalmış, soğukta kalıp yaşamını yitirmiş insanlara ilişkin şeylere fazla rastlamadık.

Alicenap bir milletiz. Bir şekilde destek oluyoruz. Darülaceze akademik anlamda bir çalışmaya konu oldu mu? Model olarak bir projeye konu oldu mu?
Sayın Başbakanımızın bir talimatı vardı. Sayın Bakanımız bunu medyada da açıkladı. Bu iki Darülaceze planımız daha var. Nasıl burası o zaman bir şehir olarak kuruldu, aynen sosyal hizmet şehirleri olabilecek Anadolu Yakasında bir, Avrupa Yakasında bir toplam iki tane Darülacezeler planlıyoruz. İçinde hastaneler, pastaneler, oteli, misafirhanesi olan ve sosyal donatıları olan ve içerisinde engelli yaşlılar, engelsiz yaşlılar  engelsiz çocuklar, engeli olmayan çocuklar bütün ve sair bütün katmanların birer mahallede yaşatıldığı  bir şehir olarak da bir çalışma devam ediyor.

Kültürel Etkinlikleri   Yapan Hayırseverlerimiz Var

Darülaceze sakinleri için ne gibi sosyal-kültürel faaliyetler var?
Çok önemli bir konu buradaki insanların, unutulmuşluk, ötelenmişlik, ötekileştirilmişlik duygusuna kapılmamaları için gereklidir. Ki çok çabuk bu hisse kapılırlar. Ki zaten feleğin çemberlerinin bütün acılarını çektikleri için buraya gelmeden önce, kendilerini düşmüş olarak görüyorlar.  Fakat burada bu günde şahit olduğunuz gibi, tiyatrolar, konserler, konferanslar... geçen sene 110 konser, konferans yaptık. Bu haftada en az iki tane demek. Konserleri çok seviyorlar. Bil hassa ekranlarda tanıdıkları isimleri görünce, İskender Pala Hoca gibi, Mustafa Karataş hoca gibi, Ramazan Ayvalı, Ömer Döngeloğlu... onların geleceği zamanı iple çekiyorlar. Bununla birlikte, Sağ olsun sanatçılarımız buraya gelip konser veriyor. Diğer taraftan Özelliği olan illerimiz var.  Gelip Burada Sıra Gecesi, Harfane Gecesi gibi,  Seymen Gecesi gibi, Yaren Gecesi gibi kültürel etkinlikleri de yapan hayırseverlerimiz var. İşte Lale mevsimi diyelim, Emirgân'a götürüyoruz.  Biraz daha havalar ısınınca piknikler yapıyoruz. Yat gezileri yapıyoruz, saray gezileri yapıyoruz. Bütün sarayları gezdiriyoruz.  Oda yetmez, Edirne'ye, Ankara'ya, Söğüt'e, Domaniç'e, Bilecik'e, Bursa'ya şehirler arası geziler yapıyoruz. Oda yetmiyor, umreye gönderiyoruz. İlk kafilemiz iki gün önce geldi Allah'a şükür. Tabi bunların hepsi hayırsever insanlarımızın sponsorluğunda yapılıyor. Bu akşam mesela şiir gecesi var. Küçük Çekmece'de şiir meydanı var, Kültür merkezinde, oraya gidecekler. Her ay oradaki şiir meydanında şairlerimiz de şiir  atışması yapıyor. Kitap çalışmalarını destekliyoruz. Kitap yazan olduğunda onu basıyoruz. Kitap fuarlarında eserleriyle katılıyoruz ve orada imza günlerinde okurlarıyla buluşturuyoruz.

Şiir atışmalarının yer ve mekanını tekrar belirte bilir misiniz? Okurlarımız katılmak isteyebilir.

Bu gün (27 Nisan 2014) saat 19:30'da, Küçük Çekmece Cennet Kültür Merkezi'nde  Hem büyük şairlerimiz geliyor,  Kurucu başkanı olduğumuz Şiir Derneği'nden Adnan ÖZER'in koordinatörlüğünde, şairlerimiz gelir, vefat etmiş olan şairlerimiz anılır, bireysel şiir yarışması yapılır. Birinci gelene de ödül verilir.  En az bir tanesi de bizden olur.

Açıkçası sakinleriniz pek çoğumuzdan daha sosyal ve üretken bir yaşam sürüyor diyebiliriz. Yani ölmeyi bekleyen değil de yaşayan, üreten insanlar haline gelmişler burada. Mütemadiyen korunup kollanmaktalar.
Sabah 6:30-7:00 gibi başlıyoruz,  rahat uyudular mı? Kahvaltısı nasıldı, ağrısı sızısı var mı? Yani tüm idareci arkadaşlarla ilk mesaimiz bu soruların cevabını  aramak, her gün. Her gün Darülaceze'nin en yetkili kişisi ile  direkt olarak görüşebiliyorlar.  Kendi isteklerini taleplerini iletiyorlar.

Buradaki sakinleriniz için bir istatistiki çalışma, anket ve sair var mı?
Bir memnuniyet anketimiz var. Herkes bizi gördüğünde memnun. Fakat gerçekte memnun mu? Ya da hangilerinde memnun hangilerinde memnun değil. GENAR'a bir araştırma yaptırdık. %95-98 arası memnuniyet var.  Bizim amacımız onu %100'e çıkarmak. Allah' şükür sosyal devlet açısından, Sayın Başbakanımız, Bakanımız buraya karşı hürmetleri, ilgileri var, her seferinde sorarlar, Ne oldu? Ne bitti? diye.  Sayın Bakanımız buranın aynı zamanda Meclis başkanı.  Hal böyle olunca kendisi, müsteşarı muhakkak burada toplantılar yapıyor.

Sakinlerinizin size ilettikleri en ilginç talepleri ne idi?
Tabi(gülümsüyor). "Başkan baba, müdür baba beni neden evermiyorsun?" Bu gibi talepleri oluyor. Geçen mesela bir teyzemizi evlendirdik. Ziyaretçi gelenlerden teyzemizi beğeniyor, geliyor, istiyor. Fakat  bu kurumdan kız almak kolay değil, iyi bakacaksın kızımıza diyoruz,  damada...  Nikahlarını yaptık, kendi evlerinde yaşıyorlar şu an.
( Bu sırada telefon çalıyor. Hayırsever iş adamı, Azmi AKBIYIK bey gelmiş. Toplantı salonuna o da geliyor.  28'inde düzenleyeceği Sıra Gecesinin hazırlıkları için gelmiş. Bu ikici üçüncü gelişi.  )

Acil Servisle Sonuçlanan Ciddi Vakalar Da Olabiliyor 

Darülaceze’ye ziyarete gelecek olan insanlar için bir öneriniz veya tavsiyeniz var mı?
Bu çok önemli bir nokta. Biz millet olarak gittiğimiz yere eli boş gitmeyiz.  öyle olduğu için genellikle baklava, çikolata gibi hediyelerle gideriz. Buradaki insanların çoğu diyabetli. Onlar da ikramı kırmamak için alınca ciddi komplikasyonlar oluyor.  Veya bir kebap vs gibi şeyler geliyor. Bu sefer kolesterol tansiyon çıkıyor, hastalarımızda. Bu açıdan özel istirhamımız ziyaretçilerimizden,  buraya gelmeden önce bizim Bağış Kabul Birimimiz var.  Orası aranır ise, o gün ne ihtiyaç ise onunla ilgili. Hiç bir şey yok ise, bir gül ile gelmesi yeter.  Bazen ziyaretçilerimiz getirdiği gıdaları kendileri dağıtmak istiyorlar. Günde 6 öğün yemek var burada. 3 ara, 3 ana  öğün çerezlerine varıncaya kadar veriliyor. Bu gıdayı da dağıtayım şu yemeği da dağıtayım, çikolatayı dağıtayım,  dedikleri vakit bu sefer diyetisyenlere, doktorlar  fazla iş düşüyor.  Acil servisle sonuçlanan ciddi vakalar da olabiliyor.  Bağış kabul'ü ararlarsa daha uygun olur. Mesela sarf malzemesi olarak, çorap gibi, etek gibi, çamaşır gibi, bunlar ne kadar gelse kullanılıyor çünkü.  Ayakkabı gibi, takım elbise gibi. Gül ile gelse ya da gelip burada onları yarım saat dinlemesi bile yeter.

Yani o zaman ciddi bir tıbbi mutfak  yönetimi var,  Darülaceze'de diyebiliriz ?
Tabi, başta gıda mühendisimiz ve diyetisyenler ve doktorlar kontrolünde, yedikleri içtikleri hazırlanmakta. Kiloları sürekli kontrol edilmekte. Bir de onları ikna edecek iki tane psikologumuz sürekli onların içindeler. Biraz daha ileri vakalar için psikiyatristimiz var. Yani 10 doktorumuz 38 hemşiremiz,  280 hasta bakıcımız ve bunlara ek olarak gıda mühendisidir, psikiyatristimizdir, psikoloğumuzdur muhakkak onların sağlığını kontrol ediyor. 3 vardiya olarak hizmet vermektedir. 

Darülaceze’ye, Nakdi, Ayni ve kurban bağışı şeklinde bağışlar yapılabilmekte. En çok hangi türde bağışlar yapılmakta?
Her türden bağış yapılmakta. Mesela bir adaklık kurban bağışı sistemimiz var. Vatandaşlarımız sağ olsun, günde 5-10 kurban bağışlanmakta. Bizim et ihtiyacımız oradan karşılanıyor. Tabii takdir edersiniz ki biz burada bağışlarla ayakta duruyoruz. İhtiyaç olan malzemenin alınması için nakdi bağışlar çok önemli. Bu konuda  vatandaşlarımız sağ olsun duyarlılar. Bağışlar için tüm kanalları kolaylaştırdık. Bankalar aracılığı ile ya da internetten kuruma bağış yapabilir. Bağış kabulümüz 24 saat açık. Gece yarısı gelip bağışını yapabilir.  Nöbetçi heyetimiz gece de burada görev başında.  Ama benim tavsiyem bağış yapacakken gelsin, tanışalım, hem sakinlerimizi görsün, bağışını yapsın, şükran belgemizle birlikte bir hatıra ile giderse o daha bizi sevindirir.

Yoğun mesainiz ve çalışma temponuz arasında bize vakit ayırdığınız için, bu leziz söyleşi için size çok teşekkür ederiz.
Kurumumuzu ziyaret ettiğiniz için, röportaj için  ben teşekkür ederim.

Darülaceze Bağış Kabul:
http://www.darulaceze.gov.tr/kabul-islemleri
Darülaceze Banka Bağış Hesapları:
http://www.darulaceze.gov.tr/banka-hesap-no
Darülaceze Online Bağış Formu:
https://www.darulaceze.gov.tr/online-bagis/nakdi-bagis
Daha detaylı bilgi için 0 212 210 1895 nolu telefondan dahili 129 numaradan Ayniyat Saymanlığı Yetkilisi ile görüşebilirsiniz.

Söyleşi vesilesiyle, Ulu Hakan Cennet Mekan Sultan Abdülhamid Han'ı bir kere daha hayır duasıyla yad edelim. Güçlü ve âli medeniyet olmanın merhametten ve hamiyetten geçtiğini hatırlayarak, bu kurumun saat gibi çalışmasında fedakârlık gösteren herkese, milletimize şükran borçluyuz. Kültürümüzün ve medeniyetimizin nişanı olan bu kurumların devamlılığı dileğiyle.

Röportaj: İsmail SEYRİK
 

 
Diğer Yazılar...